Norveç Günlüğü 4

Trollstigen, Norveç yolculuğumuzun en heyecan verici duraklarından biri oldu. Daha uzaktan gördüğümüzde bile dağın yamacına işlenmiş gibi duran keskin virajları insanı etkiliyor. Her virajı döndükçe manzara biraz daha büyüyor, biraz daha güzelleşiyor. Dik yamaçlardan süzülen şelaleler, yemyeşil vadiler ve zirvelerde hâlâ erimeyen karlar, yol boyunca bize eşlik etti.

1

Seyir terasına çıktığımızda, aşağıda kıvrılarak uzanan meşhur virajları kuşbakışı izlemek tarifsizdi. Fotoğraflar ne kadar güzel olsa da, orada durup o manzarayı kendi gözlerinizle görmek bambaşka bir his. Bulutların arasından zaman zaman kendini gösteren güneş, vadinin renklerini sürekli değiştiriyor ve her an yeni bir tablo ortaya çıkarıyordu.

Karavanımızla bu yolu çıkmak başlı başına unutulmaz bir deneyimdi. Dar virajlarda dikkatle ilerlerken hem sürüşün keyfini yaşadık hem de Norveç’in mühendislik başarısına bir kez daha hayran kaldık. Yol boyunca sık sık durup manzarayı seyrettik; çünkü burada acele etmek yerine her köşenin tadını çıkarmak gerekiyor.

2

Trollstigen sadece bir dağ yolu değil; doğanın gücüyle insan emeğinin buluştuğu eşsiz bir eser. Bugün bir kez daha anladık ki, Norveç’in en güzel anıları sadece vardığımız yerlerde değil, o yerlere giderken geçtiğimiz yollarda saklı. Bugün de bunlardan birini hafızamıza kazıdık.

Sabah saatlerinde Geirangerfjord kıyısına ulaştığımızda, dik dağların arasına sıkışmış masmavi su ve yamaçlardan dökülen şelaleler bizi karşıladı. Fiyortun sakinliği insanı büyülüyor. Yol boyunca her virajda durup manzarayı seyretmek istedik. Özellikle yüksek noktalardan baktığınızda, aşağıda küçücük görünen gemiler ve evler doğanın büyüklüğünü daha da hissettiriyor.

3

Geiranger’den ayrılıp Flåm’a doğru ilerlerken, yolculuğumuzun en ilginç deneyimlerinden birini yaşadık. Dünyanın en uzun kara yolu tüneli olan Lærdal Tüneli’nden geçtik. Tam 24,5 kilometre uzunluğundaki bu tünel, Lærdal ile Aurland kasabalarını birbirine bağlıyor.

Yaklaşık yirmi dakikayı bulan yolculuk boyunca, insanın tekdüzelikten bunalmaması için tünelin içine belirli aralıklarla mavi ve sarı ışıklarla aydınlatılmış geniş salonlar yapılmış. Bu aydınlatmalar, hem sürücünün dikkatini canlı tutuyor hem de uzun tünel yolculuğunu çok daha konforlu hale getiriyor. Böylesine uzun bir tünelin içinde ilerlerken, Norveç’in zorlu coğrafyasını aşmak için geliştirdiği mühendislik çözümlerine bir kez daha hayran kaldık.

Tünelden çıktığımızda ise yine bambaşka bir dünyanın içindeydik. Dik dağlar, yemyeşil vadiler ve fiyort manzaraları bizi karşılıyordu. Norveç’te bazen birkaç dakika içinde mevsim, manzara ve hatta ruh hâliniz bile değişebiliyor. Lærdal Tüneli de bu unutulmaz yolculuğun en etkileyici duraklarından biri olarak hafızamızda yer etti.

Bir sonraki durağımız Flåm oldu. Dar vadinin sonunda yer alan bu küçük kasaba, yemyeşil doğası ve fiyort manzarasıyla bambaşka bir atmosfere sahip. Burada dünyanın en etkileyici demiryolu rotalarından biri kabul edilen Flåm Railway ile vadi boyunca yükselirken, şelaleler, kayalıklar ve küçük dağ çiftlikleri adeta bir film sahnesi gibi gözümüzün önünden geçti. Yolculuk boyunca her pencere yeni bir manzara sunuyordu.

Flåm’da liman çevresinde yürüyüş yapıp fiyordun dinginliğini seyrettik. Büyük yolcu gemileri ile küçücük köyün bir arada oluşturduğu görüntü oldukça ilginçti. Sessizlik, temiz hava ve doğanın ihtişamı burada da insanı kendine hayran bırakıyor.

Geiranger’in görkemli dağları ile Flåm’ın huzurlu vadileri… İkisi de birbirinden farklı olsa da ortak bir noktaları vardı: Norveç’in doğasının ne kadar cömert olduğunu bize bir kez daha gösterdiler. Bu iki durak, yolculuğumuz boyunca unutamayacağımız anılar arasında yerini aldı.

Buraya kadar okumuşsanız bir yorum bekleriz artık!…

Norveç Günlüğü -3

Trondheim: Vikinglerin İzinde Bir Akşam

Norveç yolculuğumuzun bir gecesini ülkenin eski başkentlerinden biri olan Trondheim’da geçirdik. Uzun süren dağ, fiyort ve kıyı yollarından sonra biraz şehir havası almak hepimize iyi geldi.

Karavanımızı uygun karavan parka bırakarak yürüyerek şehri keşfetmeye başladık. Trondheim, ilk bakışta sakinliği ve düzeniyle dikkat çekiyor. Şehrin içinden geçen nehir, tarihi ahşap depolar ve bisiklet kullanan insanlar buraya ayrı bir huzur katıyor.

6

Gezimizin en etkileyici noktalarından biri Nidaros Katedrali oldu. Kuzey Avrupa’nın en önemli ortaçağ yapılarından biri olan bu görkemli katedral, hem mimarisi hem de tarihiyle bizi etkiledi. Yüzyıllardır ayakta duran bu yapı, Norveç tarihinin adeta sessiz bir tanığı gibi duruyor.

Katedral çevresinde dolaştıktan sonra nehir kıyısına indik. Şehrin simgelerinden biri olan Gamle Bybro oldu. Nehrin iki yakasını birleştiren bu tarihi köprüden geçerken, su kenarına sıralanmış eski ahşap binaları seyretmek oldukça keyifliydi. Yüzyıllardır burada duran yapıların arasından yürürken, insan kendini biraz geçmiş zamanda geziyormuş gibi hissediyor.

11

Köprüden sonra şehir meydanına doğru yürüdük. Meydana vardığımızda hoş bir sürprizle karşılaştık. Kurulmuş stantlar, küçük bir kermes havası oluşturmuştu. İnsanlar alışveriş yapıyor, sohbet ediyor, çocuklar etrafta neşeyle koşturuyordu. Meydanın bir köşesinde ise canlı müzik vardı. Müzisyenler çalıyor, çevrede toplanan insanlar şarkılara eşlik ediyor, kimi ayakta dinliyor kimi de bir kahve eşliğinde bu güzel atmosferin tadını çıkarıyordu.Renkli ahşap binaların suya yansıyan görüntüsü fotoğraf çekmeyi sevenler için adeta bir açık hava stüdyosu gibiydi. Akşam güneşi bulutların arasından süzülürken Trondheim çok daha güzel görünüyordu.

Şehir merkezinde biraz dolaşıp insanların günlük yaşamını izledik. Kalabalık olmadan canlı kalabilen, modern olmasına rağmen tarihini koruyan şehirlerden biri Trondheim. Norveç’in kuzeyindeki doğa harikalarından sonra burada geçirdiğimiz akşam, yolculuğumuza farklı bir renk kattı.

Geceyi karavanımızda geçirirken ertesi günün rotasını konuştuk. Önümüzde yeni yollar, yeni fiyortlar ve yeni keşifler vardı. Ancak Trondheim, sakin atmosferi ve tarihi dokusuyla bu uzun Kuzey yolculuğunda hafızamızda güzel bir durak olarak yerini aldı.

Norveç Günlüğü 2 – Bodø’dan Trondheim’e: Kuzeyin Kıyılarında Bir Karavan Yolculuğu

Norveç’in kuzeyinde, Bodø limanından ayrılırken önümüzde uzanan yolun sadece bir ulaşım hattı değil, başlı başına bir keşif olduğunu biliyorduk. Karavanımız ve sadık yol arkadaşımız Ford Ranger ile kuzeyin sert ama büyüleyici coğrafyasına doğru yola koyulduk.

8

İlk kilometrelerden itibaren yol bizi denizle dağların birbirine karıştığı manzaraların içine çekti. Bir yanda koyu mavi fiyortlar, diğer yanda hâlâ tepelerinde kar taşıyan dağlar… Yol boyunca sık sık duruyor, bazen sadece sessizliği dinlemek için araçtan iniyorduk. İnsan burada doğanın büyüklüğünü daha iyi hissediyor.

Güney yönünde ilerledikçe Helgeland Coast bölgesine ulaştık. Burası Norveç kıyılarının en etkileyici kesimlerinden biri. Denizden yükselen sivri kayalıklar, küçük balıkçı köyleri ve rengârenk evler yolculuğa ayrı bir güzellik katıyordu.

5

Karavanla seyahat etmenin en güzel tarafı özgürlük. Akşam olduğunda hoşumuza giden bir koyun kenarında duruyor, denizin sesini dinleyerek kahvemizi içiyorduk. Bazen güneş gece yarısına kadar ufkun üzerinde kalıyor, bazen de bulutların arasından süzülen ışık fiyortların üzerine altın renkli yollar çiziyordu.

Yol boyunca sayısız köprü ve tünelden geçtik. Kimi zaman dar bir boğazın üzerinden yükselen uzun bir köprüde, kimi zaman da dağın içinden kilometrelerce uzayan tünellerde ilerledik. Her çıkışta karşımıza yeni bir manzara çıkıyor, “Bundan daha güzeli olamaz.” derken birkaç kilometre sonra fikrimizi değiştiriyorduk.

Küçük liman kasabalarında mola verdik. Balıkçı tekneleri sabahın erken saatlerinde denize açılıyor, iskelelerde insanlar günlük yaşamlarını sürdürüyorlardı. Turist kalabalıklarından uzak bu yerlerde Norveç’in gerçek kıyı yaşamını görmek mümkündü.

Yolculuğun en anlamlı duraklarından biri ise hiç şüphesiz Arktik Dairesi (Kuzey Kutup Dairesi) oldu.

2

Uzun süredir haritalarda gördüğümüz, adını duyduğumuz bu hayali çizgiye sonunda ulaşmıştık. Dünyanın 66 derece 33 dakika kuzey enleminden geçen bu sınır, Kuzey Kutup Bölgesi’nin başlangıcı kabul ediliyor. Yaz aylarında güneşin hiç batmadığı, kış aylarında ise uzun kutup gecelerinin yaşandığı coğrafyanın kapısı burası.

Yol kenarında bulunan ziyaret alanında durup çevreyi gezdik. Haziran ayı olmasına rağmen hava oldukça serindi. Etrafımızda hâlâ erimeyi bekleyen kar yığınları vardı. Bir yanda karlar, diğer yanda açık gökyüzü ve uçsuz bucaksız Norveç yaylaları… Manzara, bulunduğumuz yerin ne kadar kuzeyde olduğunu sürekli hatırlatıyordu.

3

Arktik Dairesi anıtının yanında fotoğraflar çektik. Dünyanın en kuzey bölgelerinden birinde, karavanımızla bu noktaya ulaşmış olmanın keyfini yaşadık. Burası sadece coğrafi bir çizgi değildi; aynı zamanda yolculuğumuzun önemli kilometre taşlarından biriydi.

Bir süre çevrede dolaşıp temiz havayı içimize çektikten sonra tekrar direksiyon başına geçtik. Artık sembolik olarak Kuzey Kutup Bölgesi’nden çıkıyor, Norveç’in daha güneyine doğru yol alıyorduk. Ancak ardımızda bıraktığımız karlarla kaplı platolar, kutup rüzgârları ve gece yarısı güneşiyle aydınlanan günler hafızamızda uzun süre yaşamaya devam edecekti.

9

Arktik Dairesi’ni geçmek, haritada ince bir çizgiyi aşmaktan çok daha fazlasıydı; kuzeyin ruhuna kısa da olsa dokunabilmekti.

Güneye indikçe hava yavaş yavaş değişmeye başladı. Kuzeyin sert rüzgârları yerini daha yumuşak bir iklime bırakıyordu. Yol kenarındaki çiftlikler çoğalıyor, vadiler genişliyordu. Fiyortlar hâlâ etkileyiciydi ama artık insan yerleşimleri daha sık görünüyordu.

Günler süren yolculuğun ardından sonunda Trondheim ufukta belirdi. Kuzeyin vahşi kıyılarından başlayıp tarihî Norveç şehirlerinden birine ulaşmıştık. Şehre girerken geride bıraktığımız yüzlerce kilometrelik kıyı yolu gözümüzün önünden geçti: feribotlar, fiyortlar, dağlar, tüneller, sessiz koylar ve karavanın penceresinden izlediğimiz sayısız manzara…

Bu yolculuğun sonunda vardığımız yer kadar, geçtiğimiz yolun da en az hedef kadar değerli olduğunu bir kez daha anladık. Çünkü Bodø ile Trondheim arasındaki sahil şeridi, sadece gidilen bir rota değil; her virajında yeni bir hikâye saklayan uzun bir doğa masalıydı.

NORVEÇ Günlüğü 1-Lofoten Adaları

Norveç’e kadar olan yaklaşık 5.000 kilometrelik yolu 13 günde tamamladık. Yol boyunca yaşadıklarımızı ve gördüklerimizi altı bölümlük bir seri hâlinde sizlerle paylaştık. Şimdi ise yeni bir bölüm başlıyor; artık Norveç’teyiz. Önümüzdeki yaklaşık 20 gün boyunca bu muhteşem ülkenin kuzeyini keşfedecek, yaşadıklarımızı “Norveç Günlüğü” başlığı altında sizlerle paylaşacağız.

8

Norveç maceramızın ilk durağı, uzun zamandır görmek istediğimiz Lofoten Adaları oldu. Kuzey Kutup Dairesi’nin üzerinde yer alan bu takımada, dünyanın en etkileyici coğrafyalarından biri olarak kabul ediliyor. İlk bakışta insanı büyüleyen şey, denizin içinden adeta dimdik yükselen sivri granit dağlar oluyor. Bu dağlar, kimi zaman sislerin arasından beliriyor, kimi zaman da güneş ışıklarıyla bambaşka renklere bürünüyor.

Lofoten, onlarca adadan oluşan geniş bir takımada. Bu adaların büyük bölümü köprüler ve denizin altından geçen uzun tünellerle birbirine bağlanmış durumda. Özellikle deniz tabanının onlarca metre altından geçen tüneller oldukça etkileyici. Bir yandan okyanusun altından ilerlerken, birkaç dakika sonra kendinizi başka bir adada buluyorsunuz. Yolculuk boyunca her virajda yeni bir manzara karşınıza çıkıyor.

9

Adalar üzerinde çok sayıda küçük balıkçı kasabası ve yerleşim bulunuyor. Kırmızı renkli ahşap evler, sakin koylar ve limanlarda bağlı duran tekneler Lofoten’in karakteristik görüntülerini oluşturuyor. Yüzyıllardır balıkçılıkla geçinen bölge halkı, özellikle morina balığı avcılığıyla tanınıyor. Kurutulmak üzere asılmış balıklar, adaların birçok noktasında karşınıza çıkıyor ve bölgenin kültürünü yansıtan önemli ayrıntılardan biri olarak dikkat çekiyor.

11

Lofoten’in en etkileyici yerlerinden biri ise hiç şüphesiz Reina kasabası. Dağların, denizin ve rengârenk balıkçı evlerinin iç içe geçtiği bu küçük yerleşim, kartpostalları aratmayan görüntülere sahip. Kasabanın her köşesi ayrı bir fotoğraf karesi sunuyor. Sabahın erken saatlerinde denizin üzerinde oluşan sakinlik, akşam saatlerinde dağların üzerine düşen ışıklarla birleşince ortaya unutulmaz manzaralar çıkıyor.

Bu geceyi Reina’da geçiriyoruz. Karavanımızın penceresinden baktığımızda, önümüzde sakin bir koy, arkamızda ise bulutların arasında yükselen heybetli dağlar var. Kuzeyin bu büyüleyici atmosferinde geçireceğimiz ilk gecenin keyfini çıkaracağız.

Yarın ise Lofoten’e veda ederek feribotla anakaradaki Bodø şehrine geçeceğiz. Ancak şimdiden söyleyebiliriz ki, Lofoten Adaları yalnızca Norveç’in değil, dünyanın da en etkileyici doğal güzelliklerinden biri olarak hafızamızda uzun yıllar yer edecek.

NORVEÇ YOLLARI 6

Finlandiya’nın sakin sahil kasabası Uusikaupunki’den ayrılırken önümüzde binlerce kilometrelik bir yol ve Kuzey Kutup Dairesi’nin ötesine uzanan yeni maceralar vardı. Karavanımız artık Baltık kıyılarından ayrılıyor, yavaş yavaş İskandinavya’nın vahşi ve etkileyici coğrafyasına doğru yöneliyordu.

Finlandiya yollarının düzeni ve huzuru yolculuğumuzun ilk günlerine damgasını vurdu. Geniş ormanlar, sayısız göl ve ufka kadar uzanan çam ağaçları arasında ilerlerken zaman zaman kilometrelerce hiçbir yerleşim görmeden yol aldık. Bu coğrafyanın insana verdiği duygu yalnızlık değil, aksine doğanın bir parçası olabilmekti.

Kuzeye çıktıkça geceler kısalmaya başladı. Bir süre sonra ise gece kavramı neredeyse tamamen ortadan kalktı. Gece yarısında bile ufukta duran güneş, ilk kez görenler için oldukça etkileyici bir manzara sunuyordu. Saat kaç olursa olsun dışarıda gündüz ışığı vardı ve insanın biyolojik saati zaman zaman şaşırıyordu.

Yol boyunca küçük yerleşimlerde mola veriyor, market ihtiyaçlarımızı tamamlıyor ve yerel yaşamı gözlemleme fırsatı buluyorduk. İskandinav ülkelerinde dikkat çeken şeylerden biri insanların doğayla kurduğu uyumlu ilişkiydi. Göller, ormanlar ve deniz kıyıları herkes tarafından büyük bir özenle korunuyordu.

Kuzeye doğru ilerledikçe hava da değişmeye başladı. Bir saat önce güneş altında yol alırken kısa süre sonra yağmur bulutlarının içine girebiliyorduk. Ancak bu değişken hava manzaraları daha da etkileyici hale getiriyordu. Özellikle dağlar görünmeye başladığında artık Norveç’e yaklaştığımızı hissediyorduk.

Norveç sınırına yaklaştıkça coğrafya dramatik biçimde değişti. Sonsuz düzlüklerin yerini dağlar, fiyortlar ve derin vadiler almaya başladı. Yol bazen bir deniz kıyısından geçiyor, bazen de yüksek kayalıkların arasına giriyordu. Her virajın ardından yeni bir kartpostal manzarası çıkıyordu karşımıza.

Kuzey Norveç’in seyrek nüfuslu bölgelerinde ilerlerken ren geyikleri artık yolculuğun doğal bir parçası haline gelmişti. Kimi zaman yol kenarında otlayan sürüler görüyor, kimi zaman da hızımızı düşürüp onların yolu geçmesini bekliyorduk.

Günler süren yolculuğun ardından nihayet Lofoten takımadalarına yaklaşmaya başladık. Uzaktan görünen sivri dağ siluetleri, denizin içinden yükselen dev kayalıklar ve köprülerle birbirine bağlanan adalar bize bambaşka bir dünyaya girdiğimizi hissettiriyordu.

Lofoten’e giriş yaptığımız ilk anda hissettiğimiz şey, uzun yolun bütün yorgunluğuna değdiğiydi. Denizden yükselen dağlar, küçük balıkçı köyleri ve Kuzey Kutup Dairesi’nin bu eşsiz coğrafyası, yolculuğumuzun şimdiye kadarki en etkileyici bölümlerinden birinin başladığını haber veriyordu.

Ortaya biraz karışık koyalım. Yorumlarınız lütfen…

NORVEÇ YOLLARI 5

Baltık turumuzun bugünkü durağı olan Helsinki, ilk bakışta modern ve düzenli bir Kuzey Avrupa şehri gibi görünse de, sokaklarında dolaştıkça geçmişin izlerini hissettiren köklü bir tarihe sahip olduğunu fark ediyoruz.

Helsinki, 1550 yılında İsveç Kralı Gustav Vasa tarafından kurulmuş. Ancak bugünkü görünümünü büyük ölçüde 1809 yılında Finlandiya’nın Rus İmparatorluğu’na bağlanmasından sonra kazanmış. 1812 yılında başkent ilan edilince şehir adeta yeniden inşa edilmiş ve bugün merkezde gördüğümüz pek çok tarihi yapı bu dönemde ortaya çıkmış.

10

Şehrin tarihi kalbi sayılan Senato Meydanı, Helsinki’nin eski ruhunu en iyi yansıtan yerlerden biri. Meydanın çevresindeki sarı ve beyaz renkli neoklasik binalar, ziyaretçiyi bir anda 19. yüzyıla götürüyor. Meydanın en görkemli yapısı ise şüphesiz Helsinki Katedrali. Beyaz cephesi ve yeşil kubbeleriyle şehrin sembolü haline gelen bu yapı, Helsinki siluetinin vazgeçilmez bir parçası.

Meydandan aşağı doğru yürüdüğünüzde eski liman bölgesine ulaşılıyor. Kauppatori olarak bilinen Pazar Meydanı, yüzyıllardır deniz ticaretinin merkezi olmuş. Bugün de balıkçı tekneleri, pazar tezgâhları ve tarihi binalar sayesinde geçmişle günümüzü bir arada yaşatıyor.

7

Helsinki’nin tarihi dokusunda Rus etkisi de oldukça belirgin. Limanın hemen üzerinde yükselen kırmızı tuğlalı Uspenski Katedrali, Batı Avrupa’dan çok Rus şehirlerini andıran mimarisiyle dikkat çekiyor. Altın kubbeleri ve kırmızı cepheleriyle şehrin farklı kültürlerin kesişim noktası olduğunu hatırlatıyor.

Eski şehir sokaklarında dolaşırken devasa tarihi yapılar kadar, sade taş binalar, dar sokaklar ve limana açılan eski geçitler de Helsinki’nin geçmişini hissettiriyor. Burada tarih, Riga veya Tallinn’deki gibi ortaçağ surları ve kulelerle değil; düzenli meydanlar, zarif devlet binaları ve Baltık kıyısındaki ticaret kültürüyle karşımıza çıkıyor.

Helsinki’nin eski yüzü, gösterişli bir ihtişamdan çok Kuzey insanının karakterini yansıtıyor: sade, sağlam ve zarif. Yüzyıllar boyunca İsveç ve Rus kültürlerinin etkisi altında şekillenen şehir, bugün geçmişini korurken modern yaşamla uyum içinde varlığını sürdürüyor.

Baltık kıyısında dolaşırken hissedilen serin rüzgâr, tarihi meydanlarda yükselen katedraller ve limandan gelen martı sesleri, Helsinki’nin geçmişle bugün arasında kurduğu güçlü bağın en güzel tanıkları oluyor. Bu şehir, tarihi dokusunu bağırarak değil, sessizce ve kendine özgü bir zarafetle anlatıyor.

Karavan yolculuğu sırasında Finlandiya’nın sakin ve şirin kıyı kentlerinden biri olan Uusikaupunki’ye uğradık. İlk bakışta küçük bir kasaba gibi görünse de, denizcilik geçmişi ve düzenli şehir dokusuyla bizi oldukça etkiledi.

23

Şehrin merkezinde dolaşırken rengârenk ahşap evler, bakımlı sokaklar ve liman çevresindeki huzurlu atmosfer hemen dikkat çekiyor. Özellikle eski şehir bölgesinde yürürken Finlandiya’nın geleneksel mimarisini yakından görme fırsatı bulduk. Limanda sıralanan tekneler ve Baltık Denizi’nden gelen hafif esinti yürüyüşümüze ayrı bir keyif kattı.

Uusikaupunki, yüzyıllar boyunca önemli bir gemi yapım ve ticaret merkezi olmuş. Bu nedenle şehirde denizcilik kültürü hâlâ canlı şekilde hissediliyor. Liman çevresinde vakit geçirirken hem yerel halkın günlük yaşamına tanıklık ettik hem de Finlandiya’nın büyük şehirlerden uzak, sakin yüzünü görmüş olduk.

Şehrin en etkileyici yapılarından biri olan Uusikaupunki Old Church, sade ama etkileyici mimarisiyle dikkat çekiyor. Ahşap yapısı ve iç mekândaki tarihi detaylar, bölgenin geçmişine ışık tutuyor.

Günün sonunda deniz kenarında oturup Baltık’ın dingin manzarasını izlerken Finlandiya’nın neden dünyanın en huzurlu ülkelerinden biri olarak gösterildiğini bir kez daha anladık. Kalabalıktan uzak, sakinliği ve düzeniyle öne çıkan Uusikaupunki, yolumuzun üzerinde karşılaştığımız hoş sürprizlerden biri oldu. Birkaç saatlik ziyaret için gelmiş olsak da, şehrin huzurlu atmosferi hafızamızda güzel bir iz bıraktı.

Ortaya biraz karışık

NORVEÇ YOLLARI 4

Vilnius’tan hareket ederek kuzeye doğru yolumuza devam ediyoruz. Şehirlerden çok köyleri tercih ederek ilerliyoruz. Yolculuğa çıkmadan önce harita üzerinde işaretlediğimiz bazı köyler ve kasabalar var. Her ne kadar köy desek de, çoğu zaman karşımıza kasaba büyüklüğünde, hatta küçük bir şehir sayılabilecek yerler çıkıyor. Bunlardan biri de Litvanya’da, Letonya’ya geçmeden önce mutlaka görmek istediğimiz Kėdainiai oldu.

2

Kėdainiai’ye vardığımızda ilk dikkatimizi çeken şey düzeni, temizliği ve sakinliği oldu. Geniş meydanları, bakımlı parkları ve yemyeşil dokusu ile insanı daha ilk anda etkiliyor. Kalabalığın ve gürültünün olmadığı bu huzurlu ortamda yürümek büyük keyif veriyor. Tarihi yapılarla çevrili meydanlarda dolaşırken zaman adeta yavaşlıyor.

1

Belki çok büyük bir şehir değil ama sessizliği, dinginliği ve kendine özgü atmosferiyle bizi fazlasıyla etkiledi. Böyle yerlerde insan, yolculuğun sadece bir noktadan diğerine gitmek olmadığını bir kez daha anlıyor. Bazen küçük bir kasabanın sakin sokakları, büyük şehirlerin en ünlü turistik yerlerinden çok daha güzel anılar bırakabiliyor. Kėdainiai de bizim için tam olarak böyle bir yer oldu.

Bir süre bu huzurlu ortamın tadını çıkardıktan sonra Letonya yoluna koyulduk. Ancak Litvanya’dan ayrılırken aklımızda kalan yerlerden biri, hiç şüphesiz Kėdainiai’nin sakin meydanları ve yeşillikler içindeki dingin atmosferi oldu.

Hedefimiz Riga’ya ulaşmak, ancak bugün bunu başaramayacağız. Bunun iki nedeni var. Birincisi, Vilnius’tan geç ayrılmış olmamız. İkincisi ise her zaman olduğu gibi ana yollar yerine köy yollarını tercih etmemiz.

Bu nedenle bugün Letonya’ya geçme şansımız olmadı. Hâlâ Litvanya’dayız ve geceyi Litvanya’nın Linkuva kasabasında, bir okulun bahçesinde geçiriyoruz. Linkuva, yeşillikler içinde şirin bir yerleşim yeri. Ancak belli ki sadece yeşilliklerle yetinmemişler; köyün birçok noktası parklar ve dinlenme alanlarıyla donatılmış. Bu da yerleşime ayrı bir güzellik ve canlılık katmış.

1

Bugüne iki Baltık başkentini sığdırmayı başardık. Sabah Letonya’nın başkenti Riga’da güne başladık. Eski şehrin dar taş sokaklarında yürürken kendimizi adeta birkaç yüzyıl öncesine gitmiş gibi hissettik. Riga, yüzyıllar boyunca Baltık ticaretinin önemli merkezlerinden biri olmuş. Rengârenk tarihi binaları, kiliseleri ve meydanlarıyla oldukça etkileyici bir şehir. Özellikle eski şehir bölgesinin korunmuş olması bizi etkiledi.

2

Ardından rotamızı Estonya’nın başkenti Tallinn’e çevirdik. Tallinn’in eski şehri ise adeta yaşayan bir Orta Çağ müzesi gibi. Taş döşeli sokaklar, surlar, kuleler ve tarihi yapılar arasında dolaşırken zamanın yavaşladığını hissediyorsunuz. Avrupa’da tarihi dokusunu en iyi koruyan şehirlerden biri olduğu söyleniyor ve bunu gezerken anlamak hiç zor değil.

3

İki başkent de UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan eski şehirleriyle öne çıkıyor. Baltık ülkelerinde bugüne kadar gördüğümüz şehirler arasında tarihi dokularını koruma konusunda gerçekten başarılı olduklarını söyleyebiliriz.

Böylece bir güne iki ülke ve iki başkent sığdırmış olduk. Akşam saatlerinde Tallinn Limanı’na ulaştık ve saat 22.30 feribotuna binerek Finlandiya’nın başkenti Helsinki’ye doğru hareket ettik. Baltık ülkelerinden ayrılırken geriye, güzel anılar, yüzlerce fotoğraf ve görülmeye değer şehirler bıraktık. Şimdi ise yeni durağımız Finlandiya ve bizi bekleyen kuzey maceraları… 🚐🌲⚓

Şimdi ortaya biraz karışık..

NORVEÇ YOLLARI 3

Varşova’dayız. Varşova’nın eski şehrini belleğimize kazıyor, bir taraftan da fotoğraflıyoruz. Bizde benzeri çok olmadığı için meydanları bize oldukça cazip geliyor. İlk girdiğimiz meydan tamamen yeme-içme mekânlarıyla düzenlenmişti. Restore edilmiş güzel bir sokaktan devam ederek ana meydana çıktığımızda ise meydanın büyüklüğü, temizliği ve binaların bakımlılığı hemen dikkat çekiyor. Aralarında beton yapıların bulunmaması ve tarihi dokunun korunmuş olması gerçekten etkileyici. Aklımızın bir kısmını burada bırakarak ayrılıyoruz.

10

Sonraki durağımız Auschwitz, Hitler’in zulmünün simgesi olan toplama kampı. İkinci Dünya Savaşı sırasında gaz odalarında ya da krematoryumlarda öldürülen binlerce insanın anısına bugün müze olarak ziyaret ediliyor. Ancak içeri girebilmek pek kolay değil. Biletler her hafta çarşamba günü satışa çıkıyor ve ancak sonraki haftalarda boş yer bulunabilirse ziyaret edilebiliyor. Haftalar öncesinden plan yapmak gerekiyor. Bizim hedefimiz Norveç’e ulaşmak olduğu için bu kadar zaman ayırma şansımız yoktu. Bu nedenle kamp alanı dışında bulunan anıtın önünde fotoğraf çektirip ayrıldık. İnsan düşünmeden edemiyor; bir zamanların büyük zulmü, bugün önemli bir ziyaret noktası ve gelir kaynağı hâline gelmiş.

Önceden planladığım, yüksek puan almış bazı köyler vardı. Bunlardan biri de Necko idi. Ancak burayı bizim için kayda değer ya da özellikle görülmesi gereken bir yer olarak değerlendiremedik.

3

İstikametimiz Trakai. Litvanya’nın bu şirin kentini çok sevdik. Bizim için ayrıca oldukça anlamlı bir yer. Çünkü burada yaşayan, sonradan göç etmiş değil, yüzyıllardır bölgede yaşayan Türk kökenli insanlar bulunuyor. Atatürk döneminde buradaki Türklere, dillerini unutmamaları ve geliştirmeleri için dergiler gönderilmiş. Büyük Atatürk’ün ne kadar ince düşünceli olduğunu burada bir kez daha hatırlıyoruz.

Trakai Island Castle, göl içindeki bir adaya kurulmuş oldukça etkileyici bir yapı. Kaleye ahşap bir köprü üzerinden ulaşıyorsunuz. Gölün içinde çok sayıda yemyeşil ada bulunuyor. Gerçekten bir doğa harikası.

Devamında Litvanya’nın başkenti Vilnius‘a ulaştık. Burada konaklayacağız. Vilnius’un eski şehri elbette Varşova kadar çarpıcı değil, ancak yine de görülmeye değer. Bana göre en önemli eksikliği, eski şehrin içerisinde araç trafiğinin devam ediyor olması.

Bugün ise Letonya’nın başkenti Riga‘ya doğru yola çıkıyoruz. Finlandiya’ya ulaşmamız yaklaşık üç gün sürecek. Ancak asıl hedefimiz olan Norveç’e varabilmek için önümüzde yaklaşık iki haftalık daha bir yolculuk bulunuyor.

Ortaya biraz karışık….

NORVEÇ YOLLARI 2

Konakladığımız tarladan sabah 06.30’da ayrıldık. Yaklaşık 220 kilometrelik bir yolculuğun ardından Budapeşte’deki Arena Camping’e yerleştik. Kampı gerçekten çok beğendik. En önemli özelliklerinden biri musluklarından akan suyun içilebilir olmasıydı. Duşları ve tuvaletleri de son derece temiz ve bakımlıydı.

Karavanımızı güvenle kampta bırakıp aracımızla Budapeşte’yi keşfe çıktık. Şehrin en büyük sorunlarından biri park yeri bulmak. Aracımız yüksek olduğu için kapalı otoparklara giremiyoruz. Neyse ki yine şans yüzümüze güldü ve tam merkezde ücretsiz, üstelik bomboş bir park yeri bulduk.

6

İlk olarak büyük fotoğrafda gördüğünüz meydanı ve görkemiyle dikkat çeken Aziz Stefan Bazilikası’nı gezdik. Ardından 1945 yılında Alman birlikleri tarafından ağır hasar gören tarihi köprüden geçerek Buda yakasının tarihi yapılarını dolaştık ve bol bol fotoğraf çektik.

Daha sonra rotamızı Gellért Tepesi’ne çevirdik. Özgürlük Heykeli’ni ziyaret ettik. Yıllar önce geldiğimizde çevresi oldukça sade ve büyük ölçüde toprak alanlardan oluşuyordu. Bu kez tarihi dokuya uygun taş düzenlemeler ve peyzaj çalışmalarıyla çok daha estetik bir görünüme kavuştuğunu gördük. Yapılan düzenlemeleri oldukça başarılı bulduk.

Akşam kampımıza dönüp ertesi günkü yolculuğumuz için dinlenmeye çekildik.

2

Ertesi sabah ilk durağımız Szentendre oldu. Ancak navigasyonun azizliğine uğradık ve köy merkezi yerine kendimizi mezarlıkta bulduk. Neyse ki kısa süre sonra doğru adresi bulduk. Szentendre gerçekten görülmeye değer, çok şirin bir yerleşim yeri. Özellikle Ömer Öztel köye hayran kaldı ve daha ilk saatlerde buraya yerleşmeye karar verdi. Gerçi Ömer’in bu konuda oldukça istikrarlı olduğunu söylemek gerekir; gittiğimiz hemen her yerde aynı kararı veriyor!

3

Szentendre’den ayrıldıktan sonra Slovakya’ya geçtik. Buradaki Vlkolínec Dağ Köyü ise yolculuğumuzun en hoş sürprizlerinden biri oldu. Doğallığını koruyan mimarisi ve sakin atmosferiyle bizi çok etkiledi. Bu taraflara yolu düşenlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğimiz bir yer.

Sınırı ne zaman geçtiğimizi anlamadan kendimizi Polonya’da bulduk. Özellikle görmek istediğimiz Zakopane’ye ulaştık ve geceyi geçirmek üzere dere kenarında güzel bir noktaya yerleştik.

Ancak Zakopane için beklentilerimiz biraz farklıydı. Burası klasik anlamda bir köyden çok, doğa sporları üzerine kurulmuş hareketli bir dağ şehri. Dağcılık, trekking ve kayak tutkunları için adeta bir cennet. Çevresindeki dağ manzaraları ve doğal güzellikleri etkileyici olsa da şehir merkezi bizim için çok özel bir iz bırakmadı.

Şimdi yeni bir güne hazırlanıyoruz. Sabah rotamız insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından birine tanıklık eden Auschwitz olacak.

Devamında buluşmak üzere…

11

NORVEÇ YOLLARI 1

Amacımız, Sibirya tarafına seyahat ederek Baykal Gölü’ne kadar gitmek, dönüşte ise Moğolistan ve Türk Cumhuriyetleri üzerinden ülkemize dönmekti. Bu geziye ilişkin hazırladığım e-broşür, blogumda ve gezi tasarımlarım arasında hâlen mevcuttur. Ancak birkaç yıldır, çeşitli önemli nedenlerden dolayı bu hayalimizi gerçekleştiremedik.

Bu nedenle bu yıl iki aylık bir Avrupa turu planladık. Turumuzun asıl hedefi Norveç. Seyahatimizin önemli bir bölümünü Norveç’te geçireceğiz. Avrupa’nın doğusundan Norveç’e ulaşacak, dönüşte ise Avrupa’nın batı rotasını kullanacağız. Toplamda 21 ülkeyi kapsayan, yaklaşık iki ay sürecek ve 17-18 bin kilometrelik bir gezi olacak.

Hem gidişte hem de dönüşte büyük şehirlerden ziyade, ünlenmiş ve karakterini korumuş köyleri görmeyi tercih ediyoruz. Bu amaçla dört nefer olarak yollara koyuluyoruz. Çekme karavanımız ve araç üstü çadırımız sayesinde dört kişi rahatlıkla konaklayabiliyoruz. Keyfimize göre yerler seçiyor, istediğimiz yerde istediğimiz kadar kalarak yolculuğun tadını çıkarıyoruz.

Dört neferin tamamı YUDOSK üyesi: Ömer Öztel, İkbal Mutlu, Arzu Develioğlu Baş ve ben, Oğuz Baş.

Bu nedenle gezimizi YUDOSK sayfalarında da paylaşmayı uygun gördüm. Umarım sizler de beğenerek takip edersiniz.

7 Haziran sabahı yola koyulduk. Pazar gününe denk geldiği için özellikle bu günü tercih ettik. Amacımız İstanbul geçişinde vakit kaybetmemekti. Çıkış noktamız İznik’ti ve ilk gece konaklayacağımız yer, Bulgaristan’daki Bojentsi Orman İçi Köyü’ydü.

Bojentsi

Araştırmalarımızda en görülmesi gereken köy olarak daha çok Trevne öne çıkıyordu. Ancak açıkçası orayı çok beğendiğimizi söyleyemem. Buna karşılık Bojentsi, gerçek anlamda bir doğa harikasıydı.

Korvin

Geceyi burada geçirdikten sonra, ertesi sabah yeniden uzun bir yol yapmak üzere Romanya’daki Korvin Kalesi’ne doğru yola çıktık. Daha önceki ziyaretlerimizde konakladığımız çayırlığı bulamadığımız için, kaleye sadece iki kilometre uzaklıkta, yol kenarında ve dere kıyısındaki güzel bir boşlukta gecelemeye karar verdik.

Korvin

Ancak bu sırada karavanımızda bir arıza meydana geldi. Sebebini tam olarak anlayamasak da ertesi gün Deva kentindeki bir karavan imalatçısına gittik ve gerçekten çok cevval bir karavan ustasıyla tanıştık. Karavanın üreticisinin bakım sırasında ihmal ettiği fren sistemi nedeniyle sorun yaşadığımız ortaya çıktı. Ustamız arızayı kısa sürede ve başarılı bir şekilde giderdi.

Bu durum yolculuğumuzu birkaç saat aksatmış olsa da, sonuçta ufak bir program değişikliği yapmamıza vesile oldu. Normalde planımızda olmayan Romanya’nın Timișoara kentini ziyaret ettik ve bu değişiklikten son derece memnun kaldık.

Tamiş

Akşamüstü yeniden yola çıkarak Macaristan sınırından içeri girdik ve karavanımızı bir tarla kenarına çekerek geceyi burada geçirmeye karar verdik.

Bugünlük bizden bu kadar. Yarından itibaren gezi notlarımızla ve gün gün yol hikâyelerimizle yeniden buluşmak üzere…

Bojentsi, Korvin Kalesi ve Tamışvar’dan kareleri tıklayarak büyük izleyebilirsiniz.