NORVEÇ YOLLARI 2

AA

Konakladığımız tarladan sabah 06.30’da ayrıldık. Yaklaşık 220 kilometrelik bir yolculuğun ardından Budapeşte’deki Arena Camping’e yerleştik. Kampı gerçekten çok beğendik. En önemli özelliklerinden biri musluklarından akan suyun içilebilir olmasıydı. Duşları ve tuvaletleri de son derece temiz ve bakımlıydı.

Karavanımızı güvenle kampta bırakıp aracımızla Budapeşte’yi keşfe çıktık. Şehrin en büyük sorunlarından biri park yeri bulmak. Aracımız yüksek olduğu için kapalı otoparklara giremiyoruz. Neyse ki yine şans yüzümüze güldü ve tam merkezde ücretsiz, üstelik bomboş bir park yeri bulduk.

6

İlk olarak büyük fotoğrafda gördüğünüz meydanı ve görkemiyle dikkat çeken Aziz Stefan Bazilikası’nı gezdik. Ardından 1945 yılında Alman birlikleri tarafından ağır hasar gören tarihi köprüden geçerek Buda yakasının tarihi yapılarını dolaştık ve bol bol fotoğraf çektik.

Daha sonra rotamızı Gellért Tepesi’ne çevirdik. Özgürlük Heykeli’ni ziyaret ettik. Yıllar önce geldiğimizde çevresi oldukça sade ve büyük ölçüde toprak alanlardan oluşuyordu. Bu kez tarihi dokuya uygun taş düzenlemeler ve peyzaj çalışmalarıyla çok daha estetik bir görünüme kavuştuğunu gördük. Yapılan düzenlemeleri oldukça başarılı bulduk.

Akşam kampımıza dönüp ertesi günkü yolculuğumuz için dinlenmeye çekildik.

2

Ertesi sabah ilk durağımız Szentendre oldu. Ancak navigasyonun azizliğine uğradık ve köy merkezi yerine kendimizi mezarlıkta bulduk. Neyse ki kısa süre sonra doğru adresi bulduk. Szentendre gerçekten görülmeye değer, çok şirin bir yerleşim yeri. Özellikle Ömer Öztel köye hayran kaldı ve daha ilk saatlerde buraya yerleşmeye karar verdi. Gerçi Ömer’in bu konuda oldukça istikrarlı olduğunu söylemek gerekir; gittiğimiz hemen her yerde aynı kararı veriyor!

3

Szentendre’den ayrıldıktan sonra Slovakya’ya geçtik. Buradaki Vlkolínec Dağ Köyü ise yolculuğumuzun en hoş sürprizlerinden biri oldu. Doğallığını koruyan mimarisi ve sakin atmosferiyle bizi çok etkiledi. Bu taraflara yolu düşenlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğimiz bir yer.

Sınırı ne zaman geçtiğimizi anlamadan kendimizi Polonya’da bulduk. Özellikle görmek istediğimiz Zakopane’ye ulaştık ve geceyi geçirmek üzere dere kenarında güzel bir noktaya yerleştik.

Ancak Zakopane için beklentilerimiz biraz farklıydı. Burası klasik anlamda bir köyden çok, doğa sporları üzerine kurulmuş hareketli bir dağ şehri. Dağcılık, trekking ve kayak tutkunları için adeta bir cennet. Çevresindeki dağ manzaraları ve doğal güzellikleri etkileyici olsa da şehir merkezi bizim için çok özel bir iz bırakmadı.

Şimdi yeni bir güne hazırlanıyoruz. Sabah rotamız insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından birine tanıklık eden Auschwitz olacak.

Devamında buluşmak üzere…

11

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir