Kuzeye Veda, Dönüş Yoluna Merhaba
Norveç’te geçirdiğimiz birbirinden güzel günlerin ardından artık rotamız güneye dönüyor. Önümüzde uzun ama en az kuzey kadar heyecan verici bir yol var. Hedefimiz; Danimarka, Almanya ve Hollanda üzerinden ilerleyip Adriyatik kıyılarında denizin tadını çıkararak Türkiye’ye ulaşmak. Bir anlamda kuzeyin fiyortlarından Akdeniz’in sıcak sularına uzanan bambaşka bir yolculuk başlıyor.
Oslo’dan ayrıldıktan sonra ilk durağımız İsveç’in batı kıyısındaki şirin sahil kasabası Fjällbacka oldu. Granit kayalıkların arasına kurulmuş bu küçük kasaba, rengârenk ahşap evleri, sakin limanı ve huzurlu atmosferiyle insanı ilk andan itibaren etkiliyor. Yaz mevsiminin canlılığı hissedilse de kasaba, kalabalığın içinde bile dinginliğini korumayı başarıyor. Dar sokaklarında yürürken İsveç’in neden yaşam kalitesiyle örnek gösterildiğini bir kez daha hissettik.
Buradan İsveç’in ikinci büyük şehri Göteborg‘a geçtik. Modern şehir yaşamı ile tarihî dokunun uyum içinde buluştuğu Göteborg’da özellikle eski şehir bölgesini gezdik. Taş döşeli sokaklar, tarihi yapılar ve meydanlar arasında dolaşırken şehrin geçmişi ile bugünü aynı karede görmek mümkündü. Liman kenti olmasının verdiği hareketlilik, eski şehrin sakinliğiyle güzel bir denge oluşturuyordu.
Göteborg’un ardından rotamızı Danimarka’nın başkenti Kopenhag‘a çevirdik. Şehre ulaşır ulaşmaz karavanımızı “Copenhagen Camping” adlı kamp alanına bıraktık. Ne yazık ki bu kamp, yolculuğumuz boyunca kaldığımız en kötü kamp alanlarından biri oldu. Bazen yolculuklarda güzel anılar kadar, “bir daha kalmayız” dediğiniz yerler de hafızada yer ediyor.
Karavanı bıraktıktan sonra doğruca Kopenhag’ın en ilginç bölgelerinden biri olan, özgür yaşam tarzıyla tanınan Christiania Mahallesi’ne gittik. Kendine özgü kuralları, duvar resimleri ve sıra dışı atmosferiyle burası, klasik Avrupa şehirlerinden oldukça farklı bir deneyim sunuyor. Her köşesinde farklı bir hikâye, farklı bir yaşam anlayışı hissediliyor.
Sonrasında yönümüzü liman bölgesine çevirdik. Deniz kıyısında sıralanan sokak lezzetlerini tatmadan Kopenhag’dan ayrılmak olmazdı. Farklı mutfaklardan örnekler sunan küçük tezgâhlar ve hareketli ortam, şehre ayrı bir canlılık katıyordu. Kuzey Avrupa’nın düzenli ve sakin görüntüsünün yanında böylesine renkli bir gastronomi atmosferi görmek hoş bir sürprizdi.
Günün son bölümünü ise Kopenhag’ın tarihi şehir merkezinde geçirdik. Dar sokakları, tarihi binaları, meydanları ve insan hareketliliğiyle şehir adeta yaşayan bir açık hava müzesini andırıyordu. Sokakları adım adım keşfederken her köşe başında farklı bir ayrıntı dikkatimizi çekti.
Geziyi daha da unutulmaz yapan ise rastladığımız canlı müzik performansı oldu. Meydanda çalan müzisyenlerin ezgileri, tarihi binaların arasında yankılanırken uzun yürüyüşün yorgunluğu yerini keyifli bir akşama bıraktı. Bazen bir şehri unutulmaz yapan şey, ne bir müze ne de bir anıt oluyor; sadece doğru zamanda doğru yerde dinlediğiniz birkaç güzel melodi yetiyor.
Kuzey Avrupa’nın son büyük durağı olan Kopenhag’dan ayrılırken geriye dönüp baktığımızda; Norveç’in büyüleyici doğası, İsveç’in huzurlu kasabaları ve Danimarka’nın hareketli başkenti belleğimizde birbirini tamamlayan güzel hatıralar olarak yerini aldı. Şimdi ise bizi Avrupa’nın orta kesimleri ve ardından Adriyatik kıyılarının masmavi suları bekliyor…










