Trollstigen, Norveç yolculuğumuzun en heyecan verici duraklarından biri oldu. Daha uzaktan gördüğümüzde bile dağın yamacına işlenmiş gibi duran keskin virajları insanı etkiliyor. Her virajı döndükçe manzara biraz daha büyüyor, biraz daha güzelleşiyor. Dik yamaçlardan süzülen şelaleler, yemyeşil vadiler ve zirvelerde hâlâ erimeyen karlar, yol boyunca bize eşlik etti.
Seyir terasına çıktığımızda, aşağıda kıvrılarak uzanan meşhur virajları kuşbakışı izlemek tarifsizdi. Fotoğraflar ne kadar güzel olsa da, orada durup o manzarayı kendi gözlerinizle görmek bambaşka bir his. Bulutların arasından zaman zaman kendini gösteren güneş, vadinin renklerini sürekli değiştiriyor ve her an yeni bir tablo ortaya çıkarıyordu.
Karavanımızla bu yolu çıkmak başlı başına unutulmaz bir deneyimdi. Dar virajlarda dikkatle ilerlerken hem sürüşün keyfini yaşadık hem de Norveç’in mühendislik başarısına bir kez daha hayran kaldık. Yol boyunca sık sık durup manzarayı seyrettik; çünkü burada acele etmek yerine her köşenin tadını çıkarmak gerekiyor.
Trollstigen sadece bir dağ yolu değil; doğanın gücüyle insan emeğinin buluştuğu eşsiz bir eser. Bugün bir kez daha anladık ki, Norveç’in en güzel anıları sadece vardığımız yerlerde değil, o yerlere giderken geçtiğimiz yollarda saklı. Bugün de bunlardan birini hafızamıza kazıdık.
Sabah saatlerinde Geirangerfjord kıyısına ulaştığımızda, dik dağların arasına sıkışmış masmavi su ve yamaçlardan dökülen şelaleler bizi karşıladı. Fiyortun sakinliği insanı büyülüyor. Yol boyunca her virajda durup manzarayı seyretmek istedik. Özellikle yüksek noktalardan baktığınızda, aşağıda küçücük görünen gemiler ve evler doğanın büyüklüğünü daha da hissettiriyor.
Geiranger’den ayrılıp Flåm’a doğru ilerlerken, yolculuğumuzun en ilginç deneyimlerinden birini yaşadık. Dünyanın en uzun kara yolu tüneli olan Lærdal Tüneli’nden geçtik. Tam 24,5 kilometre uzunluğundaki bu tünel, Lærdal ile Aurland kasabalarını birbirine bağlıyor.
Yaklaşık yirmi dakikayı bulan yolculuk boyunca, insanın tekdüzelikten bunalmaması için tünelin içine belirli aralıklarla mavi ve sarı ışıklarla aydınlatılmış geniş salonlar yapılmış. Bu aydınlatmalar, hem sürücünün dikkatini canlı tutuyor hem de uzun tünel yolculuğunu çok daha konforlu hale getiriyor. Böylesine uzun bir tünelin içinde ilerlerken, Norveç’in zorlu coğrafyasını aşmak için geliştirdiği mühendislik çözümlerine bir kez daha hayran kaldık.
Tünelden çıktığımızda ise yine bambaşka bir dünyanın içindeydik. Dik dağlar, yemyeşil vadiler ve fiyort manzaraları bizi karşılıyordu. Norveç’te bazen birkaç dakika içinde mevsim, manzara ve hatta ruh hâliniz bile değişebiliyor. Lærdal Tüneli de bu unutulmaz yolculuğun en etkileyici duraklarından biri olarak hafızamızda yer etti.
Bir sonraki durağımız Flåm oldu. Dar vadinin sonunda yer alan bu küçük kasaba, yemyeşil doğası ve fiyort manzarasıyla bambaşka bir atmosfere sahip. Burada dünyanın en etkileyici demiryolu rotalarından biri kabul edilen Flåm Railway ile vadi boyunca yükselirken, şelaleler, kayalıklar ve küçük dağ çiftlikleri adeta bir film sahnesi gibi gözümüzün önünden geçti. Yolculuk boyunca her pencere yeni bir manzara sunuyordu.
Flåm’da liman çevresinde yürüyüş yapıp fiyordun dinginliğini seyrettik. Büyük yolcu gemileri ile küçücük köyün bir arada oluşturduğu görüntü oldukça ilginçti. Sessizlik, temiz hava ve doğanın ihtişamı burada da insanı kendine hayran bırakıyor.
Geiranger’in görkemli dağları ile Flåm’ın huzurlu vadileri… İkisi de birbirinden farklı olsa da ortak bir noktaları vardı: Norveç’in doğasının ne kadar cömert olduğunu bize bir kez daha gösterdiler. Bu iki durak, yolculuğumuz boyunca unutamayacağımız anılar arasında yerini aldı.
Buraya kadar okumuşsanız bir yorum bekleriz artık!…

















