HEP GÜVENDİM HEP YANDIM

Belki geç kaldım ama başlamak, bitirmenin yarısıdır. Bugün yaşanan olaylar beni o kadar etkiledi ki artık her gün olmasa bile iki üç günde bir yaşadıklarımdan parçalar yazmaya karar verdim. Bunlar bütünleşince belki ileride bir kitap haline gelebilir. Ülkemde artık okuma alışkanlığının dibe vurduğu bir dönemdeyiz; kitap ne işe yarayacak bilemiyorum. Ama en azından yapmam gerekeni yapmak istiyorum. Gerçek isimleri kullanacağım, işine gelmeyenler beni mahkemeye verebilir. Olayları ve zamanları doğru aktaracağım için hiçbir korkum yok.

İbrahim Sungur, dünyaya bakışımız tamamen zıt olsa da pozitif enerji aldığım ender insanlardan biridir. Beni arkadaşlarıyla tanıştırırken, “Komünisttir ama abimdir,” cümlesiyle kendine bağlamış ve yıllarca süren bir dostluğumuz olmuştur. Zaman zaman ortaklıklarımız da oldu. Ancak hiç anlayamadığım bir anda her şey bozuldu.

Şimdi fark ediyorum ki sağcılar kandırmakta, solcular ise kanmakta ustadır. Mafyatik yöntemlerle çözdüğü bazı problemlerim olmadı diyemem; bunu inkâr etmiyorum. Ancak benim de ona sunduğum olanaklar azımsanacak gibi değildi. Oğlunun eğitimini aksatmaması için gerekenleri yapmaktan tutun, kendisinin üniversite mezunu olmasını sağlamaya kadar pek çok konuda destek verdim.

En çarpıcı örneği vermek gerekirse, Bulgaristan’a gitmiştim ve yeni aldığım Grand Cherokee Jeep ile Sofya’daki Expo Otel’de konaklıyordum. Ancak otelin kapalı garajından aracımı çaldılar. Aracımla gittiğim Bulgaristan’dan araçsız dönüşüm başlı başına ayrı bir hikâye olabilir.

İbrahim Sungur ile ilgili kısma gelirsek… Bir gün beni telefonla aradı:
— İbrahim, nasılsın? diye sordu.
Ben de:
— Kötüyüm, dedim.
— Neden? diye sordu.
Ben de espriyle cevap verdim:
— Arabam yok, param yok, karım yok. İyi olmam için sebep de yok!

Haftalar sonra kapımı, adeta manken gibi iki kadın çaldı. “Aşağı gelir misiniz? Size bir şey getirdik,” dediler. Önce tereddüt ettim. Kamera şakalarını hiç sevmem. “Lütfen böyle bir şey yapmaya kalkmayın,” dedim. Ama ısrarla aşağı inmemi istediler. Israrlarına daha fazla dayanamayarak indim.

Dışarıda bir Volkswagen Touareg duruyordu. Kadınlardan biri kapıyı açarken diğeri direksiyona geçti. Ön koltuğa oturdum, diğer hanım ise arka koltuğa geçti. Derken arkadaki konuşmaya başladı:

— Siz bir gün bir arkadaşınıza, ‘Param yok, arabam yok, karım yok,’ demişsiniz. İşte arabanız burada! Para olarak da bu çeki buyurun. Karı olarak ise biz ikimiz geldik!

Harika bir mizansendi, düşünebiliyor musunuz? Benim o günkü esprili feveranımı İbrahim Sungur, gerçeğe dönüştürmüştü! Arabayı bana göndermişti, çek ise tamamen bir mizansendi—üzerinde bir milyon dolar yazıyordu ama elbette öyle bir çek yoktu. ‘Karı olarak biz ikimiz geldik’ diyen hanımlar ise manken ve dizi oyuncularıydı. Rolleri de mükemmel oynamışlardı.

Araba bana gelmişti ama maalesef taksitlerini ben ödedim! Bana yapılan bu jest o kadar tatlıydı ki taksitleri ödemek hiç problem değildi. Önemli olan, İbrahim’in bana yaptığı incelikti. İşte biz böyleyiz; çabucak kanarız. İnanmak, güvenmek ve kanmak konusunda üstüme yok. Pişman mıyım? Hayır. Güvenmeden yaşamak mümkün değil. Yine sorun yaşarım belki, ama yine de güvenirim.

Yaşananlar o kadar uzun ki uzun uzun yazmak istemiyorum. Çünkü artık kimse uzun metinleri okumuyor. Kısa cümlelerle belirttiğim bölümler, meselenin bütününü aydınlatıyor zaten.

İbrahim aracılığıyla tanıdığım bir iş adamı var: CVK Holding’in kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Mahmut Çevik. Eğitim seviyesi tam olarak bilinmiyor; ilkokul mezunu, belki ortaokul ama kesinlikle lise değil. Kariyerine tır şoförü olarak başlıyor. Önce tırlarda şoförlük yapıyor, ardından kendi tırını alıyor ve zamanla mermer ocaklarına yatırım yapmaya başlıyor. Daha sonra krom ocaklarına yöneliyor ve sonunda Türkiye’nin en büyük krom tüccarlarından biri haline geliyor.

Ürettiği kromu ağırlıklı olarak Çin’e satıyor. Derken, Çin hükümeti Mahmut Çevik’in Toroslar’daki krom madenlerinden birine talip oluyor. Mahmut Çevik, tümünü satsa 10 milyon dolar etmeyecek olan ocağın sadece %50’sini 500 milyon dolara Çin’e devrediyor.

Bu da ikinci hikaye… Eğer buraya kadar okuduysanız, ikinci bölüm geliyor. Az sonra…

“HEP GÜVENDİM HEP YANDIM” için 13 yorum

  1. Oğuzum zekan ve fiziksel enerjine her zaman hayranım. Ne dileğin olursa koşar gelirim..

  2. İyi akşamlar Oğuz hocam. Anlatınız çok güzel, akıcı. Devamını heyecanla bekliyorum.

  3. Okudum la!.
    Okurken o günleri yaşadım.
    O heyecan dolu deli dolu uçuk kaçık anlatımın ve enerjin gözümün önüne geldi…
    Devammm
    Devammmm
    Devammmm
    Yazdıkça daha iyi oluyor çabuk kanan büz solcular…
    Olsun be… Bizler böyle insanlarız.
    Kimseye bir kötülüğümüz yok lendimizden bakla!…

  4. Yaşadığın olayları senin ağzından dinleğen şanslı kişilerden biriyim. Kalemin de ayrıca çok iyi. Umarım kitap haline getirirsiniz. Gelecek bölümü sabırsızlıkla bekliyoruz. Size ve eşiniz Arzu hanıma sevgimiz ve güvenimiz sonsuz.

  5. “Sana har mı gelmiş yoksa Osman Aga .!?”
    Sevgili abim sıkma canını lütfen .!.
    Harika bir anlatım devamını heyecanla bekliyorum .Solculara gelince onun için herkes solcu olamıyor abi. Biz kimsenin kötülüğünü istemeyiz.. Seni de Arzucuğumu da iyiki tanımışız.. Selamlar sevgiler.. 🫶 Nuray-Ergün Balaban

  6. Ben şahşen hemen okudum.Bana çok az bile geldi. Devamını siz yazmayı bizlerde okumayı bekliyoruz.

  7. Merhaba dost canlısı Müteşebbis dost Arkadaşım
    Eğitimli olmak ne güzel An latıyorsunuz imrendim
    Bende çok hikaye var ama yazacak kabiliyet yok Seninkileri zevkle okuyarak özdeşlestirecegim
    Saygılarımla seni çok seviyorum

Gönül Mesci için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir