Norveç Dönüş Günlüğü 4 İnsbruck, Moena ve Dolamitler

Bugün rotamız, Avusturya’nın Tirol Eyaleti’nin başkenti Innsbruck oldu. Daha şehre girerken etrafımızı saran Alp Dağları, bizi büyüleyici bir manzarayla karşıladı. Tarihi binaların, rengârenk evlerin ve dağların iç içe geçtiği bu şehir, insana adeta bir masalın içinde yürüyormuş hissi veriyor.

4

Eski Şehir’in dar sokaklarında dolaşıp Innsbruck’un simgesi olan Altın Çatı‘yı gördük. Ardından Maria-Theresien Caddesi’nde keyifli bir yürüyüş yaparak şehrin canlı atmosferini yaşadık. Başımızı her çevirdiğimizde karşımıza çıkan Alp zirveleri, bu şehri diğer Avrupa kentlerinden ayıran en güzel özelliklerden biri.

İmkânınız varsa teleferikle Nordkette‘ye çıkmayı mutlaka tavsiye ederim. Zirveden Innsbruck’u ve Inn Vadisi’ni kuşbakışı izlemek, bu gezinin en unutulmaz anlarından biri oluyor.

İnnsbruck; tarihi, doğası ve sakin yaşamıyla bizi kendine hayran bıraktı. Eğer yolunuz Avusturya’ya düşerse, bu güzel şehre en az bir gün ayırmanızı gönülden tavsiye ederim. Bizim için Alpler’in kalbinde unutulmayacak duraklardan biri oldu.

Moena ve Dolomitler: Balaban Hasan’ın İzinde

17

Bugünkü rotamız, İtalya’nın Trentino bölgesindeki şirin dağ kasabası Moena ve dünyanın en etkileyici dağ silsilelerinden biri olan Dolomitler oldu. Yol boyunca uzanan yemyeşil vadiler, çam ormanları ve heybetli kayalık zirveler, bize unutulmaz manzaralar sundu.

Moena, taş evleri, çiçeklerle süslü balkonları ve huzurlu meydanıyla tipik bir Alp kasabası. Ancak burayı bizim için daha da özel kılan, Osmanlı tarihinden ilginç bir hikâyeye ev sahipliği yapması oldu.

Rivayete göre, 1683’teki II. Viyana Kuşatması’nın ardından esir düşen Osmanlı yeniçerisi Balaban Hasan, Moena’ya getirilir. Zamanla kasaba halkının sevgisini kazanır, onların yanında yer alarak zor günlerinde destek olur ve saygı duyulan bir kişi hâline gelir. Bugün Moena’nın merkezinde Balaban Hasan’ın bir heykeli bulunuyor. Her yıl düzenlenen geleneksel etkinliklerde de onun anısı yaşatılıyor. İtalya’nın küçük bir dağ kasabasında bir Osmanlı askerinin hatırasıyla karşılaşmak gerçekten şaşırtıcı ve etkileyici bir deneyimdi.

19

Daha sonra Dolomitler’in eşsiz doğasını keşfetmeye devam ettik. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bu dağlar, günün her saatinde farklı renklere bürünen kayalıkları, yemyeşil çayırları ve tertemiz havasıyla doğaseverleri kendine hayran bırakıyor.

Moena ve Dolomitler, yalnızca büyüleyici doğasıyla değil, beklenmedik tarihi hikâyeleriyle de hafızamızda unutulmaz bir yer edindi. Bazen bir yolculuğu özel kılan sadece manzaralar değil, o topraklarda yaşamış insanların bıraktığı izler oluyor. Bu gezi de bizim için tam olarak böyle bir deneyimdi.

Norveç Dönüş Günlüğü 3 Heidelberg

Ren Nehri boyunca Bonn’dan Mainz’e uzanan yolculuğumuz, Almanya’nın en güzel manzaralarından birine dönüştü. Nehir kıyısındaki üzüm bağları, ortaçağ kaleleri ve şirin kasabalar bize adeta kartpostalların içinden geçiyormuşuz hissi verdi. Her virajda Ren’in bambaşka bir güzelliği karşımıza çıkıyor, yolculuğun kendisi varılacak yer kadar keyifli oluyordu.

5

Bu etabın en özel durağı ise benim için yıllar önce öğrenci olarak yaşadığım Heidelberg’di. Aradan geçen yılların ardından aynı sokaklarda yeniden yürümek, eski anıları tazelemek ve gençlik yıllarımın izlerini yeniden görmek tarifsiz bir duyguydu. Şehrin tarihi dokusu değişmemiş, Neckar Nehri kıyısındaki o kendine özgü atmosferini hâlâ koruyordu.

Heidelberg, Almanya’nın en romantik şehirlerinden biri olarak kabul edilir. Baden-Württemberg eyaletinde, Neckar Nehri’nin iki yakasına kurulmuş bu tarihi kent, II. Dünya Savaşı’nda büyük ölçüde yıkımdan kurtulduğu için özgün mimarisini günümüze kadar koruyabilmiştir. Bu nedenle, Almanya’nın ortaçağ atmosferini en iyi hissedebileceğiniz şehirlerden biridir.

2

Şehrin simgesi, nehre hâkim tepede yükselen görkemli Heidelberg Kalesi‘dir. Yüzyıllar boyunca Pfalz Elektörleri’nin ikametgâhı olan kale, kısmen yıkılmış olmasına rağmen romantik görünümüyle her yıl milyonlarca ziyaretçiyi kendine çeker. Kale terasından Neckar Vadisi ve eski şehir manzarası nefes kesicidir.

Kaleye uzanan tarihi sokakların sonunda ise Avrupa’nın en uzun yaya caddelerinden biri olan Hauptstraße yer alır. Kafeleri, kitapçıları ve küçük dükkânlarıyla bu cadde, Heidelberg’in canlı ruhunu yansıtır.

3

Neckar Nehri üzerindeki taş köprü, Eski Köprü (Alte Brücke), şehrin en çok fotoğraflanan noktalarından biridir. Köprüden bakıldığında bir tarafta tarihi kale, diğer tarafta kırmızı çatılı eski şehir kartpostal güzelliğinde görünür.

Heidelberg aynı zamanda Almanya’nın bilim ve eğitim merkezlerinden biridir. 1386 yılında kurulan Heidelberg Üniversitesi, ülkenin en eski üniversitesi olmasının yanı sıra Avrupa’nın da en saygın yükseköğretim kurumları arasında yer alır. Yüzyıllar boyunca çok sayıda Nobel ödüllü bilim insanı burada eğitim almış veya görev yapmıştır.

Sizin gezi yazınız açısından Heidelberg’in en güçlü yanı ise yalnızca tarihi değil, kişisel hikâyenizle birleşmesi. Bir zamanlar öğrenci olarak yaşadığınız sokaklara yıllar sonra turist olarak dönmek, bir şehri yeniden görmekten çok, kendi geçmişinizle karşılaşmak anlamına geliyor. Üstelik bunu, binlerce insanın katıldığı ve gökyüzünün havai fişeklerle aydınlandığı özel bir geceye denk getirmeniz, bu bölümü kitabınızın en duygusal sayfalarından biri hâline getirebilir. Bu karşılaşma, okuyucuya “zaman geçse de bazı şehirler insanın içinde yaşamaya devam eder” duygusunu hissettirecek güçlü bir anlatı oluşturacaktır.

4

Heidelberg’e vardığımız akşam ise beklenmedik bir sürprizle karşılaştık. Tesadüfen, şehrin geleneksel havai fişek gösterilerinden birinin düzenlendiği geceye denk gelmiştik. Binlerce insan bu görkemli seremoniyi izlemek için Heidelberg’e akın etmişti. Havanın kararmasıyla birlikte gökyüzünü aydınlatan rengârenk havai fişekler, tarihi kale ve Neckar Nehri’nin üzerinde büyüleyici bir manzara oluşturdu. Geçmişte öğrencilik yıllarımı geçirdiğim bu güzel şehirde, yıllar sonra böylesine unutulmaz bir geceye tanıklık etmek yolculuğumuzun en anlamlı anılarından biri oldu.

Norveç Dönüş Günlüğü 2

Hollanda’da Rüzgâr, Kanallar ve Aile Hasreti

Dönüş yolculuğumuzun en özel duraklarından biri hiç kuşkusuz Hollanda oldu. Bu ülkeye gelişimizin tek nedeni tarihi şehirleri görmek değildi. Bizi burada çok daha anlamlı bir buluşma bekliyordu. Kısa süre önce dünyaya gelen torunumuz June‘u ilk kez görecek olmanın heyecanı, yol boyunca içimizi tarifsiz bir mutlulukla dolduruyordu.

Karavanımızı Haarlem’deki karavan parkına bıraktık ve üç gün boyunca hem Hollanda’nın birbirinden güzel şehirlerini keşfettik hem de ailemizle hasret giderdik.

3

İlk durağımız, Hollanda’nın kuzeyinde, IJssel Gölü kıyısındaki küçük ama büyüleyici kasaba Hindeloopen oldu. Burası, adeta geçmiş yüzyıllardan günümüze ulaşmış yaşayan bir açık hava müzesi gibiydi. Dar kanalların çevresine dizilmiş rengârenk evler, özenle korunmuş tarihi yapılar ve sessiz sokaklar ziyaretçilerini zamanda yolculuğa çıkarıyor. Bir zamanlar önemli bir ticaret merkezi olan Hindeloopen, bugün sakinliği ve geleneksel mimarisiyle Hollanda’nın en karakteristik kasabalarından biri olarak varlığını sürdürüyor. Sokaklarında dolaşırken her evin, her köprünün ve her pencerenin ayrı bir hikâyesi varmış gibi hissediliyor.

Bir sonraki gün rotamızı Zaandam‘a çevirdik. Daha şehre yaklaşırken birbirinden farklı tonlardaki yeşil ahşap evler dikkatimizi çekti. Zaandam, geleneksel Hollanda mimarisini modern dokunuşlarla buluşturan ilginç bir şehir. Kent merkezindeki sıra dışı yapılaşma fotoğraf tutkunları için adeta bir açık hava stüdyosu oluşturuyor.

Zaandam ziyaretimizin en etkileyici bölümü, şehrin hemen kuzeyindeki Zaanse Schans oldu. Burası, Hollanda denildiğinde akla ilk gelen manzaraların hayat bulduğu adeta yaşayan bir açık hava müzesi. Yeşil ahşap evlerin arasına serpiştirilmiş tarihi yel değirmenleri, ziyaretçileri 18. ve 19. yüzyıl Hollanda’sına götürüyor.

11

Bir zamanlar yüzlerce değirmenin çalıştığı Zaan Nehri kıyısı, ülkenin en önemli sanayi bölgelerinden biriymiş. Bugün ise özenle korunan değirmenler, Hollanda’nın suyla verdiği mücadeleyi, rüzgâr enerjisinden nasıl yararlandığını ve sanayi tarihini gözler önüne seriyor. Un öğüten, kereste biçen, boya pigmenti üreten ve yağ çıkaran değirmenlerin bir kısmı hâlâ çalışır durumda. İçlerini gezmek, yüzyıllar öncesinin mühendislik anlayışını yakından görmek için eşsiz bir fırsat sunuyor.

Değirmenlerin çevresinde geleneksel peynir üretim atölyeleri, tahta ayakkabı (klomp) yapımını gösteren ustalar ve eski zanaat dükkânları bulunuyor. Her köşede Hollanda kültürünün yaşayan bir parçasıyla karşılaşmak mümkün. Kanallar boyunca uzanan yürüyüş yollarında dolaşırken, dönen değirmen kanatlarının çıkardığı ritmik ses ve yemyeşil kır manzarası bu geziye ayrı bir huzur katıyor.

Zaanse Schans yalnızca fotoğraf çekilecek güzel bir yer değil; Hollanda’nın tarihini, üretim kültürünü ve rüzgârla kurduğu benzersiz ilişkiyi yaşayarak hissedebileceğiniz özel bir durak. Buradan ayrılırken zihnimizde kalan en güçlü görüntü, gökyüzüne doğru ağır ağır dönen değirmen kanatları ve onların yüzyıllardır anlattığı Hollanda hikâyesiydi.

Hollanda’daki en etkileyici duraklarımızdan biri ise hiç kuşkusuz Giethoorn oldu. “Yolların olmadığı köy” olarak tanınan bu eşsiz yerleşimde ulaşımın büyük bölümü tekneler ve küçük köprülerle sağlanıyor. Kanallar boyunca dizilen saz çatılı evler, rengârenk çiçek bahçeleri ve suyun üzerindeki sessiz yaşam insana masal diyarındaymış hissi veriyor.

6

Köyde yürürken neredeyse hiç otomobil sesi duyulmuyor. Yerini kuş sesleri, küreklerin suya değen hafif tınıları ve doğanın huzuru alıyor. Her köşe başında fotoğraf çekmek istiyor, her köprünün üzerinde biraz daha oyalanıyorsunuz. Giethoorn, yalnızca Hollanda’nın değil, Avrupa’nın en romantik ve en huzurlu köşelerinden biri olmayı fazlasıyla hak ediyor.

Ancak bu Hollanda yolculuğunun en unutulmaz anı ne tarihi değirmenler ne de masalsı kanallardı. Bizim için bu seyahatin en büyük mutluluğu, Haarlem’de oğlumuzun ailesiyle bir araya gelmek ve yeni doğan torunumuz June‘u ilk kez kucağımıza almak oldu.

Aylarca kilometrelerce yol kat ettikten sonra küçücük bir bebeğin gülümsemesi bütün yorgunluğu unutturabiliyor. June’un minicik ellerini tutarken, Avrupa’nın dört bir yanında biriktirdiğimiz tüm anılar bir anda bambaşka bir anlam kazandı. Yolculuklar insana yeni şehirler, yeni kültürler ve unutulmaz manzaralar kazandırıyor; ama bazen en değerli varış noktası, sevdiğiniz insanlara kavuştuğunuz adres oluyor.

Üç gün boyunca Haarlem’i merkez edinerek hem Hollanda’nın birbirinden güzel köşelerini keşfettik hem de ailemizle özlem giderdik. Şimdi ise rotamız yeniden güneye dönüyordu. Önümüzde Almanya ve ardından Adriyatik kıyılarının sıcak suları vardı. Fakat Hollanda’dan ayrılırken yanımızda götürdüğümüz en güzel hatıra, bavullarımıza sığmayan o tarifsiz aile mutluluğuydu

Norveç Dönüş Günlüğü 1

Kuzeye Veda, Dönüş Yoluna Merhaba

Norveç’te geçirdiğimiz birbirinden güzel günlerin ardından artık rotamız güneye dönüyor. Önümüzde uzun ama en az kuzey kadar heyecan verici bir yol var. Hedefimiz; Danimarka, Almanya ve Hollanda üzerinden ilerleyip Adriyatik kıyılarında denizin tadını çıkararak Türkiye’ye ulaşmak. Bir anlamda kuzeyin fiyortlarından Akdeniz’in sıcak sularına uzanan bambaşka bir yolculuk başlıyor.

Oslo’dan ayrıldıktan sonra ilk durağımız İsveç’in batı kıyısındaki şirin sahil kasabası Fjällbacka oldu. Granit kayalıkların arasına kurulmuş bu küçük kasaba, rengârenk ahşap evleri, sakin limanı ve huzurlu atmosferiyle insanı ilk andan itibaren etkiliyor. Yaz mevsiminin canlılığı hissedilse de kasaba, kalabalığın içinde bile dinginliğini korumayı başarıyor. Dar sokaklarında yürürken İsveç’in neden yaşam kalitesiyle örnek gösterildiğini bir kez daha hissettik.

9

Buradan İsveç’in ikinci büyük şehri Göteborg‘a geçtik. Modern şehir yaşamı ile tarihî dokunun uyum içinde buluştuğu Göteborg’da özellikle eski şehir bölgesini gezdik. Taş döşeli sokaklar, tarihi yapılar ve meydanlar arasında dolaşırken şehrin geçmişi ile bugünü aynı karede görmek mümkündü. Liman kenti olmasının verdiği hareketlilik, eski şehrin sakinliğiyle güzel bir denge oluşturuyordu.

Göteborg’un ardından rotamızı Danimarka’nın başkenti Kopenhag‘a çevirdik. Şehre ulaşır ulaşmaz karavanımızı “Copenhagen Camping” adlı kamp alanına bıraktık. Ne yazık ki bu kamp, yolculuğumuz boyunca kaldığımız en kötü kamp alanlarından biri oldu. Bazen yolculuklarda güzel anılar kadar, “bir daha kalmayız” dediğiniz yerler de hafızada yer ediyor.

2

Karavanı bıraktıktan sonra doğruca Kopenhag’ın en ilginç bölgelerinden biri olan, özgür yaşam tarzıyla tanınan Christiania Mahallesi’ne gittik. Kendine özgü kuralları, duvar resimleri ve sıra dışı atmosferiyle burası, klasik Avrupa şehirlerinden oldukça farklı bir deneyim sunuyor. Her köşesinde farklı bir hikâye, farklı bir yaşam anlayışı hissediliyor.

Sonrasında yönümüzü liman bölgesine çevirdik. Deniz kıyısında sıralanan sokak lezzetlerini tatmadan Kopenhag’dan ayrılmak olmazdı. Farklı mutfaklardan örnekler sunan küçük tezgâhlar ve hareketli ortam, şehre ayrı bir canlılık katıyordu. Kuzey Avrupa’nın düzenli ve sakin görüntüsünün yanında böylesine renkli bir gastronomi atmosferi görmek hoş bir sürprizdi.

16

Günün son bölümünü ise Kopenhag’ın tarihi şehir merkezinde geçirdik. Dar sokakları, tarihi binaları, meydanları ve insan hareketliliğiyle şehir adeta yaşayan bir açık hava müzesini andırıyordu. Sokakları adım adım keşfederken her köşe başında farklı bir ayrıntı dikkatimizi çekti.

Geziyi daha da unutulmaz yapan ise rastladığımız canlı müzik performansı oldu. Meydanda çalan müzisyenlerin ezgileri, tarihi binaların arasında yankılanırken uzun yürüyüşün yorgunluğu yerini keyifli bir akşama bıraktı. Bazen bir şehri unutulmaz yapan şey, ne bir müze ne de bir anıt oluyor; sadece doğru zamanda doğru yerde dinlediğiniz birkaç güzel melodi yetiyor.

Kuzey Avrupa’nın son büyük durağı olan Kopenhag’dan ayrılırken geriye dönüp baktığımızda; Norveç’in büyüleyici doğası, İsveç’in huzurlu kasabaları ve Danimarka’nın hareketli başkenti belleğimizde birbirini tamamlayan güzel hatıralar olarak yerini aldı. Şimdi ise bizi Avrupa’nın orta kesimleri ve ardından Adriyatik kıyılarının masmavi suları bekliyor…

Norveç Günlüğü 8

Bugün rotamızın son büyük duraklarından biri olan Oslo’daydık. Gün boyunca Norveç’in başkentini yürüyerek keşfetmeye çalıştık. Şehrin düzeni, temizliği ve insanlara sunduğu yaşam alanları daha ilk andan itibaren dikkat çekiyor. Geniş caddeler, yeşil parklar ve modern mimari, tarihi yapılarla uyum içinde bir araya gelmiş.

9

İlk olarak Oslo’nun hareketli çarşı ve alışveriş caddelerinde dolaştık. Sokak sanatçıları, kafeler, mağazalar ve meydanlar şehre canlı bir atmosfer katıyordu. Şehir kalabalık olmasına rağmen telaşlı değil; insanlar sakin, düzenli ve birbirlerine saygılı bir yaşamın parçası gibi görünüyordu. Bir süre meydanlarda oturup bu huzurlu ortamı izlemek bile keyif vericiydi.

Daha sonra yönümüzü Oslo’nun en çok ziyaret edilen yerlerinden biri olan Vigeland Park‘na çevirdik. Burası yalnızca bir park değil, aynı zamanda açık havada sergilenen dünyanın en büyük heykel koleksiyonlarından biri. Tamamı Norveçli heykeltıraş Gustav Vigeland tarafından tasarlanan yüzlerce bronz ve granit heykel, insan yaşamının farklı dönemlerini ve duygularını etkileyici bir şekilde anlatıyor.

12

Parkta yürürken her heykelin ayrı bir hikâyesi varmış gibi hissettik. Çocukluk, gençlik, aile, dostluk, yaşlılık ve yaşam mücadelesi, sanatçının güçlü anlatımıyla taşa ve bronza hayat vermiş. Özellikle parkın simgesi haline gelen Monolit, tek bir granit bloktan oyulmuş onlarca insan figürüyle hem sanatsal hem de teknik açıdan hayranlık uyandırıyor.

Vigeland Parkı’nı gezerken sadece heykellere değil, parkın düzenine ve insanların bu sanat eserleriyle iç içe yaşamasına da hayran kaldık. Çocuklar oyun oynuyor, insanlar çimlerde dinleniyor, turistler fotoğraf çekiyor… Sanat, doğa ve günlük yaşam burada birbirini tamamlıyor.

Bugün Oslo’da geçirdiğimiz saatler, Norveç’in sadece muhteşem doğasıyla değil, kültürü, sanatı ve şehir yaşamıyla da ne kadar etkileyici bir ülke olduğunu bir kez daha gösterdi. Gezimizin sonunda Oslo’dan, güzel anılar ve hafızamızda yer edecek sayısız görüntüyle ayrıldık.

Norveç Günlüğü 7

Bugün Norveç gezimizin en heyecan verici günlerinden birini yaşadık. Sabah erken saatlerde hedefimiz, dünyanın en etkileyici seyir noktalarından biri olan Preikestolen idi. Karavanımızı karavan kampa bıraktıktan sonra yürüyüşe başladık.

1

Yaklaşık sekiz kilometrelik gidiş-dönüş parkuru, ilk bakışta kolay gibi görünse de zaman zaman oldukça dik ve yorucuydu. Yol boyunca taş basamaklar, kayalık geçişler, küçük göletler ve Norveç’in eşsiz doğası bize sürekli eşlik etti. Hava yürüyüş için oldukça elverişliydi. Çam ormanlarının arasından yükselirken her virajın ardından farklı bir manzara çıkıyordu karşımıza.

Yol boyunca dünyanın dört bir yanından gelen insanlarla selamlaştık. Kimisi çocuklarıyla, kimisi yaşına aldırmadan bastonuyla zirveye ulaşmaya çalışıyordu. Bu yürüyüşte herkesin ortak amacı aynıydı: O unutulmaz manzarayı görebilmek.

6

Yaklaşık iki saatlik tırmanışın ardından Preikestolen’in devasa kaya platformuna ulaştık. Karşımızda yüzlerce metre aşağıda uzanan masmavi Lysefjord, çevresini saran dik kayalıklar ve insanı büyüleyen bir sessizlik vardı. Kayalığın ucuna oturup aşağı baktığınızda hem büyük bir heyecan hem de tarifsiz bir hayranlık hissediyorsunuz. Doğanın milyonlarca yılda şekillendirdiği bu muhteşem eser karşısında insan kendini gerçekten çok küçük hissediyor.

Bol bol fotoğraf çektik, manzaranın tadını çıkardık ve uzun süre bu eşsiz atmosferi seyrettik. Dönüş yolu iniş olduğu için biraz daha rahat geçti ama dizlerimize epey iş düştü.

7

Bugün anladık ki Preikestolen sadece bir yürüyüş parkuru değil; sabrın, emeğin ve sonunda ulaşılan ödülün simgesi gibi. Zirveye vardığınız anda çektiğiniz bütün yorgunluk bir anda unutuluyor.

Norveç’in bize armağan ettiği en unutulmaz günlerden biri olarak hafızamızda yerini aldı. Eğer yolu bir gün bu ülkeye düşen olursa, bu yürüyüşü mutlaka yapmasını tavsiye ederim. Yorucu olabilir ama zirvede sizi bekleyen manzara, attığınız her adımın karşılığını fazlasıyla veriyor.

Norveç Günlüğü 6

Fiyortlardan Şelalelere… Preikestolen Yolunda

2

Norveç yolculuğumuzun en keyifli etaplarından biri Bergen’de başladı. Tarihi dokusu, rengârenk ahşap evleri ve denizle iç içe yaşayan şehir hayatıyla Bergen, insana ilk andan itibaren kendini sevdiriyor. Liman boyunca yaptığımız yürüyüş, dar sokaklarda dolaşırken hissettiğimiz o huzur ve çevremizi saran dağlar, burayı unutulmaz şehirlerden biri yaptı.

3

Bergen’den ayrıldıktan sonra rotamız bizi ilginç bir mühendislik harikasına götürdü. Bisikletliler için dağın içine inşa edilmiş Sykkeltunnelen, yalnızca bir ulaşım yolu değil, aynı zamanda doğaya zarar vermeden yaşamı kolaylaştıran Norveç anlayışının güzel bir örneğiydi. Böylesine uzun ve modern bir bisiklet tünelini görmek gerçekten etkileyiciydi.

Yol boyunca doğa yine tüm cömertliğini sergiliyordu. İlk durağımız, yüksek kayalıklardan aşağıya coşkuyla dökülen Fossen Bratte oldu. Gürül gürül akan suyun sesi, yemyeşil ormanla birleşince adeta doğanın kendi senfonisini dinliyormuşuz gibi hissettik.

Ardından yolumuz bizi Norveç’in en ikonik şelalelerinden biri olan Steinsdalsfossen‘e ulaştırdı. Bu şelalenin en ilginç özelliği, dökülen suyun arkasından yürüyebiliyor olmanız. Islanmadan şelalenin arkasına geçip tonlarca suyun önünüzden akışını izlemek, doğanın gücünü bambaşka bir açıdan hissettirdi.

15

Günün en görkemli sürprizlerinden biri ise Låtefossen oldu. İki ayrı koldan yaklaşık 165 metre yükseklikten dökülen suların aşağıda birleşerek tek bir şelaleye dönüşmesi büyüleyici bir manzara oluşturuyordu. Şelalenin hemen önünden geçen tarihi taş köprü, bu görüntüyü daha da etkileyici hale getiriyor. Yol kenarında durup suyun uğultusunu dinlerken, doğanın gücü ve ihtişamı karşısında hayran kalmamak mümkün değildi.

Şelaleler, fiyortlar, dağlar ve sayısız tüneli geride bırakarak günün sonunda Preikestolen’in eteklerine ulaştık. Karavanımızı yarınki yürüyüş için hazırlayıp geceyi burada geçirdik. Hepimizin aklında aynı heyecan vardı: Yarın Norveç’in simgelerinden biri olan Preikestolen’e çıkacak, Lysefjord’u yaklaşık 600 metre yukarıdan seyredeceğiz.

Şimdilik sadece dinleniyoruz. Ama biliyoruz ki yarın bizi, Norveç yolculuğumuzun zirve noktalarından biri bekliyor.

Norveç Günlüğü 5

Gudvangen Viking Valley – Vikinglerin Dünyasına Yolculuk

3

Norveç’in etkileyici fiyortlarının arasında yer alan Gudvangen’deki Viking Valley (Njardarheimr), yalnızca bir müze değil, yaklaşık bin yıl öncesinin Viking yaşamını yeniden canlandıran yaşayan bir tarih köyü. Kapısından içeri adım attığınız anda kendinizi modern dünyadan çıkmış, Viking Çağı’nın tam ortasına düşmüş gibi hissediyorsunuz.

Ahşap evler, toprak yollar, ocaklardan yükselen duman ve dönemin kıyafetlerini giyen insanlar bu atmosferi oldukça gerçekçi hâle getiriyor. Köyde dolaşırken her evin farklı bir hikâyesi ve farklı bir işlevi olduğunu görmek mümkün.

5

Sergilenen objeler ise Vikinglerin yalnızca savaşçı değil, aynı zamanda usta zanaatkârlar, denizciler ve tüccarlar olduklarını gözler önüne seriyor. Demircinin atölyesinde el yapımı kılıçlar, baltalar, mızrak uçları ve bıçaklar sergilenirken, bu silahların nasıl dövüldüğü de uygulamalı olarak anlatılıyor. Ahşap oymacılığıyla yapılmış kalkanlar, günlük kullanım eşyaları ve çeşitli el aletleri Vikinglerin el işçiliğindeki ustalığını gösteriyor.

Dokuma tezgâhlarında yün ipliklerden kumaş üretimi canlandırılıyor. Dönemin kadınlarının kullandığı bronz broşlar, kemer tokaları, cam boncuklar ve gümüş takılar hem estetik anlayışlarını hem de ticaret ağlarının ne kadar geniş olduğunu anlatıyor. Sergilenen taraklar, kaşıklar, ahşap kaplar, deri ayakkabılar ve yemek pişirmede kullanılan demir kazanlar ise Vikinglerin günlük yaşamına dair önemli ipuçları veriyor.

6

En dikkat çekici bölümlerden biri de denizcilik kültürüydü. Viking teknelerinin yapım teknikleri, kürekler, halatlar, çapalar ve deniz yolculuklarında kullanılan ekipmanlar sergileniyor. Bu bölüm, Vikinglerin neden dünyanın en başarılı denizcileri arasında gösterildiğini anlamayı sağlıyor.

Köyde ayrıca Viking inançları ve mitolojisine ait semboller, tanrı figürleri, ritüel eşyaları ve dönemin yaşam biçimini anlatan pek çok ayrıntı bulunuyor. Rehberler yalnızca bilgi vermekle kalmıyor; Viking karakterlerine bürünerek ziyaretçileri bin yıl öncesinin yaşamına ortak ediyorlar. Bu da geziyi sıradan bir müze ziyaretinden çok, yaşayan tarihin içinde yapılan bir yolculuğa dönüştürüyor.

7

Gudvangen Viking Valley’den ayrılırken aklımızda yalnızca gördüğümüz objeler değil, Vikinglerin doğayla uyum içinde yaşayan, denizlere hükmeden ve zanaatkârlıkta son derece gelişmiş bir toplum olduğu gerçeği kaldı. Norveç’i gezen herkes için burası, Viking kültürünü hissederek öğrenebileceği en etkileyici duraklardan biri olmaya fazlasıyla aday.

Norveç Günlüğü 4

Trollstigen, Norveç yolculuğumuzun en heyecan verici duraklarından biri oldu. Daha uzaktan gördüğümüzde bile dağın yamacına işlenmiş gibi duran keskin virajları insanı etkiliyor. Her virajı döndükçe manzara biraz daha büyüyor, biraz daha güzelleşiyor. Dik yamaçlardan süzülen şelaleler, yemyeşil vadiler ve zirvelerde hâlâ erimeyen karlar, yol boyunca bize eşlik etti.

1

Seyir terasına çıktığımızda, aşağıda kıvrılarak uzanan meşhur virajları kuşbakışı izlemek tarifsizdi. Fotoğraflar ne kadar güzel olsa da, orada durup o manzarayı kendi gözlerinizle görmek bambaşka bir his. Bulutların arasından zaman zaman kendini gösteren güneş, vadinin renklerini sürekli değiştiriyor ve her an yeni bir tablo ortaya çıkarıyordu.

Karavanımızla bu yolu çıkmak başlı başına unutulmaz bir deneyimdi. Dar virajlarda dikkatle ilerlerken hem sürüşün keyfini yaşadık hem de Norveç’in mühendislik başarısına bir kez daha hayran kaldık. Yol boyunca sık sık durup manzarayı seyrettik; çünkü burada acele etmek yerine her köşenin tadını çıkarmak gerekiyor.

2

Trollstigen sadece bir dağ yolu değil; doğanın gücüyle insan emeğinin buluştuğu eşsiz bir eser. Bugün bir kez daha anladık ki, Norveç’in en güzel anıları sadece vardığımız yerlerde değil, o yerlere giderken geçtiğimiz yollarda saklı. Bugün de bunlardan birini hafızamıza kazıdık.

Sabah saatlerinde Geirangerfjord kıyısına ulaştığımızda, dik dağların arasına sıkışmış masmavi su ve yamaçlardan dökülen şelaleler bizi karşıladı. Fiyortun sakinliği insanı büyülüyor. Yol boyunca her virajda durup manzarayı seyretmek istedik. Özellikle yüksek noktalardan baktığınızda, aşağıda küçücük görünen gemiler ve evler doğanın büyüklüğünü daha da hissettiriyor.

3

Geiranger’den ayrılıp Flåm’a doğru ilerlerken, yolculuğumuzun en ilginç deneyimlerinden birini yaşadık. Dünyanın en uzun kara yolu tüneli olan Lærdal Tüneli’nden geçtik. Tam 24,5 kilometre uzunluğundaki bu tünel, Lærdal ile Aurland kasabalarını birbirine bağlıyor.

Yaklaşık yirmi dakikayı bulan yolculuk boyunca, insanın tekdüzelikten bunalmaması için tünelin içine belirli aralıklarla mavi ve sarı ışıklarla aydınlatılmış geniş salonlar yapılmış. Bu aydınlatmalar, hem sürücünün dikkatini canlı tutuyor hem de uzun tünel yolculuğunu çok daha konforlu hale getiriyor. Böylesine uzun bir tünelin içinde ilerlerken, Norveç’in zorlu coğrafyasını aşmak için geliştirdiği mühendislik çözümlerine bir kez daha hayran kaldık.

Tünelden çıktığımızda ise yine bambaşka bir dünyanın içindeydik. Dik dağlar, yemyeşil vadiler ve fiyort manzaraları bizi karşılıyordu. Norveç’te bazen birkaç dakika içinde mevsim, manzara ve hatta ruh hâliniz bile değişebiliyor. Lærdal Tüneli de bu unutulmaz yolculuğun en etkileyici duraklarından biri olarak hafızamızda yer etti.

Bir sonraki durağımız Flåm oldu. Dar vadinin sonunda yer alan bu küçük kasaba, yemyeşil doğası ve fiyort manzarasıyla bambaşka bir atmosfere sahip. Burada dünyanın en etkileyici demiryolu rotalarından biri kabul edilen Flåm Railway ile vadi boyunca yükselirken, şelaleler, kayalıklar ve küçük dağ çiftlikleri adeta bir film sahnesi gibi gözümüzün önünden geçti. Yolculuk boyunca her pencere yeni bir manzara sunuyordu.

Flåm’da liman çevresinde yürüyüş yapıp fiyordun dinginliğini seyrettik. Büyük yolcu gemileri ile küçücük köyün bir arada oluşturduğu görüntü oldukça ilginçti. Sessizlik, temiz hava ve doğanın ihtişamı burada da insanı kendine hayran bırakıyor.

Geiranger’in görkemli dağları ile Flåm’ın huzurlu vadileri… İkisi de birbirinden farklı olsa da ortak bir noktaları vardı: Norveç’in doğasının ne kadar cömert olduğunu bize bir kez daha gösterdiler. Bu iki durak, yolculuğumuz boyunca unutamayacağımız anılar arasında yerini aldı.

Buraya kadar okumuşsanız bir yorum bekleriz artık!…

Norveç Günlüğü -3

Trondheim: Vikinglerin İzinde Bir Akşam

Norveç yolculuğumuzun bir gecesini ülkenin eski başkentlerinden biri olan Trondheim’da geçirdik. Uzun süren dağ, fiyort ve kıyı yollarından sonra biraz şehir havası almak hepimize iyi geldi.

Karavanımızı uygun karavan parka bırakarak yürüyerek şehri keşfetmeye başladık. Trondheim, ilk bakışta sakinliği ve düzeniyle dikkat çekiyor. Şehrin içinden geçen nehir, tarihi ahşap depolar ve bisiklet kullanan insanlar buraya ayrı bir huzur katıyor.

6

Gezimizin en etkileyici noktalarından biri Nidaros Katedrali oldu. Kuzey Avrupa’nın en önemli ortaçağ yapılarından biri olan bu görkemli katedral, hem mimarisi hem de tarihiyle bizi etkiledi. Yüzyıllardır ayakta duran bu yapı, Norveç tarihinin adeta sessiz bir tanığı gibi duruyor.

Katedral çevresinde dolaştıktan sonra nehir kıyısına indik. Şehrin simgelerinden biri olan Gamle Bybro oldu. Nehrin iki yakasını birleştiren bu tarihi köprüden geçerken, su kenarına sıralanmış eski ahşap binaları seyretmek oldukça keyifliydi. Yüzyıllardır burada duran yapıların arasından yürürken, insan kendini biraz geçmiş zamanda geziyormuş gibi hissediyor.

11

Köprüden sonra şehir meydanına doğru yürüdük. Meydana vardığımızda hoş bir sürprizle karşılaştık. Kurulmuş stantlar, küçük bir kermes havası oluşturmuştu. İnsanlar alışveriş yapıyor, sohbet ediyor, çocuklar etrafta neşeyle koşturuyordu. Meydanın bir köşesinde ise canlı müzik vardı. Müzisyenler çalıyor, çevrede toplanan insanlar şarkılara eşlik ediyor, kimi ayakta dinliyor kimi de bir kahve eşliğinde bu güzel atmosferin tadını çıkarıyordu.Renkli ahşap binaların suya yansıyan görüntüsü fotoğraf çekmeyi sevenler için adeta bir açık hava stüdyosu gibiydi. Akşam güneşi bulutların arasından süzülürken Trondheim çok daha güzel görünüyordu.

Şehir merkezinde biraz dolaşıp insanların günlük yaşamını izledik. Kalabalık olmadan canlı kalabilen, modern olmasına rağmen tarihini koruyan şehirlerden biri Trondheim. Norveç’in kuzeyindeki doğa harikalarından sonra burada geçirdiğimiz akşam, yolculuğumuza farklı bir renk kattı.

Geceyi karavanımızda geçirirken ertesi günün rotasını konuştuk. Önümüzde yeni yollar, yeni fiyortlar ve yeni keşifler vardı. Ancak Trondheim, sakin atmosferi ve tarihi dokusuyla bu uzun Kuzey yolculuğunda hafızamızda güzel bir durak olarak yerini aldı.