800.000 dolar olarak öngörülen bir inşaatın, 980.000 dolar harcanmasına rağmen hâlâ temel aşamasında olması ve tamamlanabilmesi için yaklaşık 2 milyon dolara daha ihtiyaç duyması… Özetle, baştaki tahminin 4 katına çıkıyor olması!
Bunu kaç mimar başarabilir? İşte İhsan Metin’in büyük becerisi!
Üstelik işin en enteresan tarafı, her şeye rağmen kendisini hep haklı hissetmesi!
Şimdi aşağıya bir albüm bırakıyorum. Fotoğraflara tıklayarak büyütebilirsiniz. 980 bin dolar harcanmış bir inşaatın hangi aşamada olduğuna siz karar verin.
Peki, başlangıçta hangi bütçeyle yola çıkmıştık? 800 bin dolar!
Kim haklı? elbette İhsan Metin, büyük mimar?!










Tek katlı lobi ve lokanta bölümünün temel demirlerine dikkat!.. Demir ustaları “Abi biz Gölcük’de 20 katlı binanın temeline bu kadar demir harcamıyoruz. Burada zemin kaya ve tek kat. Yazık değilmi bunca paraya” demişlerdi…
Taş ve ahşap nerede? Gören var mı?
Keşif için geldiğimizde hâkim, “Doğal yaşam köyü nerede? Burası uzay üssüne benziyor” demişti. Fotoğraflara bakınca ne kadar haklı olduğu sanırım açıkça belli oluyor.
Şimdi gördüğünüz bu aşamaya kadar 980.000 dolar harcandı. Peki, bitmesi için daha ne kadar gerekir? Bir tahminde bulunun. İşte ben de nasıl bir açmazın içine düştüğümü böylece anlatmış olayım…
İş çıkmaza girince İhsan Metin’e bir teklifte bulundum:
20 dönüm imarlı araziyi (elektriği, suyu, yolu hazır) ona devrediyorum, karşılığında 300 bin dolar istiyorum. Diğer araziler bana kalacak ve bugüne kadar yapılan 980 bin dolarlık harcamalar tamamen onun olacak. En makul ayrılma yöntemi buydu. Çünkü imarlı arazinin bugünkü değeri en az bir milyon dolar.
Önce kabul eder gibi oldu.
Ama 300 bin doları taksitle ödemek istediğini söyledi. Senet vermek istiyordu ama güvenmediğim için abisinin kefaletini talep ettim. Tam cevap beklerken mahkemeden bir tebligat geldi!
İhsan Metin bana ceza davası açmıştı.
Şirketin tek imza yetkilisi olduğum için, inşaat malzemelerini bizzat kendisinin seçmesine rağmen ve ödemeleri fiilen kendisi yapmasına rağmen, faturasız satın alınan bazı ürünleri sanki ben kendi cebime atmışım gibi göstererek belden aşağı vurmayı denedi.
Ama hâkim, “Burası doğal yaşam köyü mü, uzay üssü mü?” diyen aynı hâkimdi.
Sonuç?
Gerçekleri gördü, meselenin farkına vardı ve beni beraat ettirdi!
İhsan Metin, e-postalarımı, mesajlarımı ve telefonlarımı tamamen engelledi.
Onunla artık hiçbir şekilde iletişim kuramaz olmuştum. Peki, ben ne yapmıştım da böylesine sert bir tepkiyle karşılaştım? Bu kadar büyük bir öfkeyi haklı çıkaracak ne vardı? Kendime defalarca sordum, ama mantıklı bir sebep bulamadım.
Bir gün, YUDOSK olarak Sansarak Kanyonu’nda doğa yürüyüşü yapıyorduk.
Olaylar henüz çok yeniydi ve durumu bilen arkadaşlar “Ne yaptınız? Sonuç ne oldu?” diye sordu. Sesimi kontrol edemeyerek, tüm yaşananları büyük bir öfke ve hayal kırıklığıyla anlattım.
Tam o sırada, bizi uzaktan takip eden genç bir hanımefendi –ilk kez görüyordum, adını da bilmiyordum– konuşmam bitince yaklaştı ve şöyle dedi:
“Başkan, bahsettiğiniz kişi sizinle asla anlaşamayacak. Çünkü sizi kıskanıyor.”
Şaşırdım. “Neden beni kıskansın? Bunu nereden çıkarıyorsunuz?” diye sordum.
“Siz yüksek sesle konuştuğunuz için istemeden dinledim. Ama bu söylediğimi yabana atmayın. Çünkü bu benim mesleğim.”
Bu hanımefendi eğer bu satırları okuyorsa, lütfen bana ulaşsın. Çünkü adını bile hatırlamıyorum, ama söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu ancak şimdi anlayabiliyorum.
İhsan Metin beni her yerden engelleyince, abisini aramak zorunda kaldım.
Yüksel Metin’den yardım istedim ve “Nasıl istiyorsa öyle ayrılalım, bu iş uzamasın.” dedim.
Birkaç gün sonra, Yüksel Metin beni geri aradı:
“Oğuzcuğum, neler olduğunu bir türlü anlayamıyorum. Kardeşimle aramı bozmak istemiyorum. Lütfen beni bağışla.”
Abisi bile çözümsüz kalınca, ortak tanıdığımız 6 kişiyi devreye sokmaya karar verdim. Onlarla İznik’te bir araya geldik ve İhsan Metin’le görüşmelerini istedim.
İzninizle, bu da yarının konusu olsun.
Buraya kadar okuyan dostlardan yorumlarını bekliyorum. Yorumlarınız, yazmaya devam etmem için en büyük motivasyonum olacak.