2013’ten beri, tam 12 yıldır çektiğim sıkıntıların tek sorumlusu Mahmut Çevik’tir.
Beş şirketten oluşan mütevazı bir grubum vardı. Bir şirket Ankara’da, bir şirket İzmir’de ve üç şirket İstanbul’da faaliyet gösteriyordu. İki ana alanda çalışıyordum:
- Karel telefon santralleri: Türkiye çapında örgütlenmiş bir bayi sistemiyle satış ve teknik servis hizmeti veriyordum.
- Oto tamir boyaları: Yaşar Grubu’nun oto tamir boyalarını, Sovyetler Birliği’nden ayrılan tüm cumhuriyetlere tek satıcı olarak sevk ediyordum.
Önce, Karel yapılanmasını değiştirerek beni sistem dışına ittiler. Bu ayrı bir hikâye ama şimdilik konudan sapmayalım.
Sonrasında, Yaşar Grubu büyük bir nakit krizine girdi. Yaşar Banka’a el konulmasıyla birlikte hammadde temininde zorlandılar ve oto tamir boyası üretimi durdu. Oysa her şeye rağmen fabrikayı çalıştırmak mümkündü. Ancak, boya kimya grubunun başkanı ve aynı zamanda Selçuk Yaşar’ın damadı olan Ahmet Yiğitbaş’nın gururu, hırsı ve basiretsizliği yüzünden hiçbir şey yapılamadı. Bu da gerçekten özel bir hikâye olur ama dediğim gibi, bugün konudan kopmayalım.
Kısacası, Karel ve Yaşar Grubu’ndan yediğim darbeler sonucunda tüm şirketlerimi kapatmaya ve emekliliğe geçmeye karar verdim. İşte tam bu aşamada, Çinlilerle krom madeni ortaklığı için görüşen Mahmut Çevik devreye girdi ve şöyle dedi:
“Abi, Çinlilerle kendi şirketim üzerinden ortaklık kurmak istemiyorum. Sen nasıl olsa şirketlerini kapatıyorsun. Ana şirketin olan Ultek A.Ş.’yi bize devret. Sadece devir yapacaksın, kapatmaktan çok daha kolay.”
Mantıklı geldi ve öyle yaptık. Yanılmıyorsam o sırada yıl 2007 ya da 2008’di. Bu arada 2013’e kadar zaman aktı ve bu süre içinde benim yaptığım şey, Bursa’nın İznik ilçesine yerleşmek ve burada bir doğal yaşam köyü kurmak üzere aldığım arazi üzerine, daha doğrusu tarla üzerine, kırsal turizm imarı almak suretiyle kırsal turizme yönelik bir tatil köyü kurmaktı.
Ana fikir, tamamen taş ve ahşaptan oluşan yapılarla konaklayacak olanların doğa sporlarıyla meşgul olacağı bir merkez haline getirmekti. Çünkü şirketlerimi kapattıktan sonra kendimi doğaya, tabiri caizse dağlara vurmuştum ve bu nedenle de kısa adı YUDOSK olan, açılımı “Yeni Ufuklar Doğa Sporları Kulübü”nü arkadaşlarımla birlikte kurdum.
DOYAK, Doğal Yaşam Köyü’nü ortaksız bir şekilde oluşturmak niyetindeydim. Kırsal turizm imarı alırken TKDK, yani Avrupa Birliği fonları ile tanıştım. Dolayısıyla %50 hibe desteği almak üzere projeyi kendime göre büyüttüm. Ancak fonlar, iş bittikten sonra alınabildiği için kendi sermayem yeterli olmadığından Halk Bankası’ndan kredi çıkarttım. Fondan gelen parayı da oraya ödemek üzere projeler hazırlandı, inşaat ruhsatı alındı.
Tam kazmayı vuracağız ki Halk Bankası üzerimde icra olduğunu bildirdi. Oysa icralık hiçbir olayım yoktu. Araştırdık ve karşımıza Mahmut Çelik’in devraldığı ve Çinlilerle ortaklık kurduğu şirketin Toros Elektrik’e 560.000 Türk Lirası borcu olduğu çıktı. Yetkililer, borcu tahsil edecek yeteri kadar muhatap bulamadıkları için şirketin eski yönetim kurulu başkanı olarak bana da tebligat çıkarmışlardı.
Tebligat elime geçtiğinde Mahmut Çelik’e götürdüm ve gereğini yapmasını istedim. “Avukatlarıma vereceğim, itiraz edecekler.” demişti. Ama öyle olmadığı, icrayı yedikten sonra anlaşıldı.
Süresi içinde itiraz edilmediği için icra kesinleşmişti. Tabii hemen Mahmut Çevik’e gittim.
Bu arada Mahmut Çevik, Çinlilerden aldığı yüklü parayla İstanbul Gümüşsuyu’ndaki, yıllarca terk edilmiş ve inşaatı yarım kalmış Park Otel’i satın almış ve İstanbul’un en büyük, en lüks otellerinden biri olan CVK Park’ı yapmıştı.
Mahmut ile otelde buluştuk. Teklifim çok açıktı: Devrettiğim şirket nedeniyle hiçbir günahım olmadığı halde icra yediğim için sorumluluğu üstlenmesini, icra kalktıktan sonra serbest bırakılacak olan kendi öz sermayemi ve Avrupa Birliği’nden gelecek fonları ona ödemek üzere bana borç vermesini istedim.
Verdiği cevap çok enteresandı:
“Oğuz ağabey, ticarette kâr da vardır, zarar da.
Gerilmemek mümkün değil.”
Ama ben Mahmut ile ticaret yapmadım ki! Onca yıl haftanın üç-dört günü akşamları aynı masada oturup yemek yediğimiz, belki de sırtımı dayayabileceğim insan olarak gördüğüm Mahmut Çevik, görüşmediğimiz iki-üç yıl içinde bu kadar yabanileşmiş ve beni harcamayı kendisine uygun bulmuştu.
Tabiri caizse insanlık dışı bir şey! Çünkü ben ona hiçbir kötülük yapmadım ama onun kusuru yüzünden başıma gelmeyen kalmadı. Bugün dahi, 12 yıldır bu ızdırap içinde yaşıyorum. 12 yıl, dile kolay! İnsan ömründen 12 yılın nasıl geçtiğini bir düşünün lütfen! Mahmut Çevik yüzünden heba edilmiş bir 12 yıl…
Tabii benim de kusurlarım az değil. Mahmut’tan umudu kesince, Avrupa Birliği fonlarını da kaçırmamak için ortak arayışına girdim. Çünkü danıştığım avukatlar, haklı olduğum için davayı kazanacağımı ama kesinleşmiş icra olduğu için mahkemenin bir buçuk ila iki yıl süreceğini söylemişlerdi.
Bu süreyi boş yere harcamaya niyetim yoktu ama keşke mahkemeye gidip o iki yıla katlansaymışım. 10 yıl önce mahkeme bitmiş olurdu ve ben 8-10 yıldır Doğal Yaşam Köyü’nü çalıştırıyor olurdum!
Oysa ortak almakla büyük bir hata yaptığımı sonunda anladım. Mahmut Çevik’in bu samimiyetsiz aymazlığı beni bugünlere getirdi ama aldığım ortak da üstüne tuz biber ekti!
Bu da yarının konusu olsun…
Ama bu arada şunu da belirtmeden geçmek doğru olmaz. Şirketi devrettiğimde, onlar genel kurul yapıp yeni yönetim kurulu seçerek imza yetkisi oluşturmak için uğraşıyorlardı. Bu sırada Çinlilerle ortaklık kurulmuştu.
Bir gün, Garanti Bankası Mecidiyeköy Stadyum Şubesi’nden arandım ve davet edildim. İmzamın gerektiğini söylediler, çünkü şirketin tek imza yetkilisi hâlâ bendim.
O anda öğrendim ki Çinlilerin yatırdığı para, telaffuz bile edemeyeceğim kadar yüksekti ve işlem benim tek imzama bakıyordu. Eğer onlar gibi iki yüzlü ve hain olsaydım, o paraları alır, dünyanın başka bir ucuna kaçar ve paşalar gibi yaşardım.
Buradan şu sonuç çıkıyor: Ben kendimi 500 milyon dolara bile satmadım, ama Mahmut Çevik kendi değerini bir buçuk milyon Türk lirasında buldu. İşte aramızdaki fark…
Bu arada iki yıl sonra kazandığım icranın belgesini de buraya bırakayım. Birileri görsün.
Çinliler ocağın değerinin ödedikleri paranın çok çok altında olduğunu öğreniyor ve ticari defterleri de alıp gidiyorlar. Peki Mahmut Çevik icralardan nasıl yırtıyor?
İşte olay bu!.. Her şey önceden planlı. kendini garantiye almış. Varsın Oğuz yansın…
HEP İNANDIM HEP YANDIM
TECRÜBE, kolay kazanılmıyo ama kaybedilen , Zaman , Ömür den, gidiyo.
Sen yine metanetli davranmışsın,iyi yapmışsın. Türkiye de, birçok Cinayet in,asli sebebi,
Telafi edilemeyen Haksızlığa uğramak. Sen ,N.Çelik in canını bağışlayarak,büyük bir
irade sergilemişsin.Kutlu olsun. saygıyla.
Oguz bey merhaba. sizi yakindan tanimiyorum. Sanirim bir yada iki kez karsilastik. Ancak ne kadar durust, samimi ve alcakgonullu bir insan oldugunuzu anlamam icin bu yetti bana. Yazilarinizi heyecan ile takip etmek isterim. Umarim bunu yapabilirim. Sevgi, saygi ve selamlar.
Merhaba Oğuz bey,
Yaşamış olduğunuz üzücü olayın farklı şekillerini yaşayan arkadaşlarım var. Maalesef iş için size gülenler en ufak fırsatta utanmadan zarar ettiriyorlar hayatınızın bir kısmını çalıyorlar. Dürüst olmak bizlere en büyük ceza oluyor. Sizle yapmış olduğumuz Kastamonu ve Balkanlar seyahatini unutamadık. Sizi tanıdığımız için çok şanslıyız. Umarım gene görüşürüz.
Selamlar
Herşeye rağmen ben bana anlattığın o doğal yaşam köyünü sabırla beklemeye devam edeceğim.
Ha bu arada bu kadar çok sosyal, siyasi ve ekonomik, yurt içi ve yurt dışı faaliyete rağmen bu adamın dağlarda ne işi var diye sormadım değil, cevaplandı.
Oğuz abi selam. Şu iki gündür yazdığını ve başına neler geldiğini okuyorum. Sendeki insan sevgisi ve insana!!! olan güven meselen seni çok ama çok hırpalamış ve eminim ki hastalıklarla da boğuşmussundur. İnatçı bir kimliğin var sevmek ve güvenmekten vazgeçmiyorsun. Kalemin çok güçlü. Sağlıcakla…