HEP GÜVENDİM HEP YANDIM 5

D2

Görsele dikkat!!.. Çepeçevre çelik dübellenmiş vaziyette. Çünkü, ayaklar dışarı taşıyordu.

Benimle tüm iletişim yollarını kesen, ne alıp ne satan, hiçbir şartta anlaşmaya yanaşmayan, hatta abisi aracılığıyla dahi uzlaşmayı reddeden bir ortak: İhsan Metin.

Öngörülen yatırım bütçesini daha temelde bitirip, işin altından kalkamayacağını anlayınca geri çekilen ve her durumda kendini haklı gören bir mimar.

Bu durumda, ortak tanıdığımız altı arkadaşımı İznik’te toplayarak durumu anlattım. Tek isteğim şuydu:
“Ona gidin ve söyleyin; ayrılma şartlarını kendisi belirlesin, nasıl isterse öyle olsun. Oğuz, koşulsuz olarak bu şartların altına imza atacak.”

Bu grupta Mahmut Çeçen, Yusuf Kaya, Erdal Uygun, Ertuğrul Evcimen, Erkan Civelek ve Neslihan Albayrak vardı. Ancak daha sonra Neslihan’ı yanlarına almamaya karar verdiler. Neslihan’ın gelmesini istemeyenler, sonrasında da yan çizenler oldu.

Geriye kalan beş kişi, Büyükada’daki evinde İhsan Metin’i ziyaret etti ve teklifimi iletti. Sonuçta teklif dediğimiz şey, tamamen onun belirleyeceği bir ayrılma şekliydi. Ancak o buna da karşı çıktı ve şu mesajı verdi:

“Bana bir daha böyle bir şey için gelmeyin.”

Arkadaşlardan biri ona, “Abi, orada çürüyen mallar senin de malın. Neden böyle yapıyorsun?” diye sorduğunda, İhsan Metin’in cevabı oldukça ilginçti:

“Varsın çürüsün, bende para çok. Onun hayatını karartmak için gerekirse daha da harcarım.”

Şimdi düşünüyorum, benim hayatımı karartacak kadar ona ne yapmış olabilirim?

Tüm inşaat planlamasını kendisi yaptı, ancak çizdiği projeler tutmadı. Hesapladığı bütçeyle işin tamamlanamayacağını fark edemedi. İstinat duvarının temelini bile yanlış hesapladı.

Bunun yanında, lobi ve restoran bölümünün çelik konstrüksiyonları getirildikten sonra yeni bir hata daha ortaya çıktı: Çelikler monte edildiğinde, mevcut yüzeyin dışına taşıyordu. Sonunda, yüzeyi büyütmek için ekstra bir çelik yapı eklemek zorunda kaldılar. Bunu gören herkes İhsan Metin’in mimarlığına haklı olarak saydırdılar.

Aracılar koysam da ayrılmak mümkün olmadığı için sonunda mahkemeye başvurdum ve ortaklıktan çıkma davası açtım. Kaç yıl geçtiğini bile hatırlamıyorum ama ancak şimdi bilirkişi atanıyor.

Bu davanın sonuçlanmasından sonra da beni süründürmek için kesinlikle üst mahkemelere gideceklerinden eminim. Üst mahkemelere itirazlar, duruşmalar, kararlar derken belki bir 10 yıl daha geçecek.

Düşünebiliyor musunuz? Bir insanın ömründen toplamda 15-20 yılın boşa gitmesi…

Ve sırf bu yüzden, birçok yaşamsal projemi hayata geçiremiyorum. Çok yazık!

Tabii ki mahkemeye gidince şahitlere ihtiyaç duydum. Kim olabilirdi şahitler? İhsan Metin’le görüşmeye gönderdiğim arkadaşlar değil mi? Çünkü onun ayrılmaya yanaşmadığını en iyi onlar biliyordu.

Ancak Mahmut Çeçen hariç, hiçbiri şahitlik yapmadı.

Ertuğrul Evcimen’in şahit olmasını zaten ben istemedim ama diğer üç arkadaş, Yusuf, Erdal ve Erkan, tamamen haksız olduğumu düşündükleri için değil, zenginin yanında durmayı tercih ettikleri için mahkemeye gelmediler.

Oysa bu üç kişi, İhsan Metin’i benim aracılığımla tanımıştı. Olaylara birebir şahit oldular. Yıllardır beni tanırlar, hakkımda söyleyecekleri varsa dürüstçe söylesinler! Ama yüzüme karşı tek bir kez bile haksız olduğumu söyleyemediler. Tam tersine, her zaman haklı olduğumu ifade ettiler.

Peki madem haklıydım, neden mahkemeye gelip şahitlik yapmadılar?

Çünkü İhsan Metin’in gönlünü kırmak istemediler.

Çünkü İhsan Metin zengindi.

Dünyanın klasik hali işte…

Hatta Yusuf, önce şahitlik yapmayı kabul etmişti. Ama o akşam Erdal’la ne konuştularsa ertesi gün vazgeçti.

Oysa bir gün önce bana “Elbette abi, çok haklısın. Şahitlik yaparım.” diyen Yusuf, Erdal Uygun’un telkiniyle “zengin tarafında” yer almayı seçti.

Bir de Eyüp Tuncer var, onu da anmadan geçmeyelim. Kendisi mimar ve eski bir arkadaşım. Hafif çelikten inşaat işleri yapıyordu.

İhsan Metin, bungalovların çatısını ahşaptan hafif çeliğe çevirmeye karar verince, ben de Eyüp’ü aradım ve İhsan’la tanıştırdım. Tüm imalatları yaptı, teslim etti ama montajı bile yapılamadan ortaklık krizleri başladı.

Şu anda o malzemeler sahada çürümeye terk edilmiş durumda.

Ama Eyüp’ün hiçbir alacağı yok, parasının tamamını aldı.

Olayların birebir şahidi olduğu için mahkemede şahitlik yapmasını istedim. Ama o da diğerleri gibi yan çizenlerden oldu. Zengin tarafında durmayı tercih etti.

Muhtemelen, “Burada inşaat devam ederse bana daha iş çıkar” diye düşünmüştür.

Ama asıl mesele şu: Bu arkadaşlar mahkemede şahitlik etmeye yanaşmadılar ama benimle özel konuşmalarında hep haklı olduğumu söylediler.

Ne diyebilirim ki? Belkemiği olmayan dostlarımız…

Bu yüzden artık onlarla hiçbir zaman görüşmeyeceğim.

Bir gün Bostancı sahilinde yürürken birisiyle selamlaştım. Yanımdan geçtikten sonra fark ettim ki o kişi Eyüp Tuncer’di.

Tanımadan selam verdiğime hala üzülüyorum…

Bir hafta ara veriyorum. Mahmut Çevik ve İhsan Metin’i yeteri kadar işledik. bundan sonra anekdot/kısa hikayeler ile hayatımdan damlalara devam…

D2

“HEP GÜVENDİM HEP YANDIM 5” için bir yorum

  1. Oğuzum, hızlı düşünen, hızlı çalışan ve sapına kadar dürüst davranansın biliyorum. Ne yazık ki senin gibiler azalıyor bu yüzyılda ama çekirdeksin gelecek yüzyıla tohumsun..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir